Trafik, şehir yaşamının bir parçası. Günün ilk
ışıklarıyla şehir uyanmaya başlar. İşine gidecek işçi, memur, okuluna gidecek
talebe, muallim yollara dökülür. Geniş yollar binlerce aracın canhıraş
hücumuyla daralır da daralır.
Tıkış tıkış toplu
taşıma araçlarında uflamalar, puflamalar tıkanan trafiğin seslendirmesi olur.
Şoför beylerin iç konuşmaları sesli olarak dışa yansır. Korna sesleri, homurtular
ve şikayetlenmeler akmayan trafiğin klişe haline gelen yorumlanış biçimidir.
Okuluna, işine geç kalma kaygısı insanları huzursuz eder. Kendini ifade
edebilme olanağı bulamayan trafik mağduru insanlar, tıkanan trafikten
kaynaklanan öfke ve serzenişlerini, seslerini yükselterek irad ettikleri birkaç
beylik cümleyle telafiye çalışırlar. Havasızlıktan bunalan bir hanım ablanın
feryadı, bir bey amcanın ünlemesi, bir hanım kızın ‘üff beee’ deyivermesi,
atarlı yağız bir gencin şoför beye ‘ kaptaaaan!’ hitabının ardından kurduğu
kısa cümle… Hayat sahnesindeki varlığını kanıtlama çabası olarak insani ve
olağan biçimde dışa yansır. Kimse bu tepkilerin içsel kavgaların bir uzantısı
olduğuna kafa yormaz.
Tıkanan trafiğin
oluşturduğu baskı, yolcuların negatif tepkileri de üzerine eklenerek en çok şoför
üzerinde yoğunlaşır. Sürücü duru bir zihne, dingin bir ruha sahip olmayan biri
ise, mevcut gergin hal onu zembereğinden boşaltır. Asabi, agresif bir trafik
canavarına çevirebilir. Böyle zamanlarda hayat, başını cama dayayıp uyuyabilene
güzeldir. Aynı otobüs içerisinde yolculuk edenler küçük bir kader parçasına da
ortaktırlar aynı zamanda. Trafik akmaya başladığında beraber sevinirler,
durduğunda beraber kederlenirler. Ani frenlemelerde hepsinin aynı duygularla
yürekleri ağzına gelir. Şoför ters biri değilse onu sahiplenirler, ona yapılan
yamuğu kendilerine yapılmış bir yamuk olarak algılayacak derecede onun
hislerine ortak olurlar. Kader ve tasa birliği vardır kısa bu zaman diliminde.
Bir arbede çıkacak olsa bunu kendi içimizde halletmeliyiz bilinci ağır basar ve
çoğunlukla tez zamanda yatıştırılır.
Trafik hayatın
içinde, hayat trafiğin içinde akıyor. Müstakil araçlar, kamyonlar, otomobiller
her biri yollarda kendine yer buluyor. Genç iş adamı, öğretmen, polis, hakim,
savcı ve doktor gibi çeşitli meslek erbabı da şahsi araçlarıyla trafiğin seline
kapılıyor. Hayat akıyor. İnsanlar akıyor. Tempoyu yavaş bulanlar hızlı akmak
için trafikle boğuşuyor. Kural ihlal ediyor, makas atıyor, korna çalıyor,
sellektör yapıyor. Engel çıkarana öfkeleniyor, sövüyor.
Şoför mahalli
kimilerini olduğundan farklı bir kişiliğe büründürüyor. Sosyal hayatında
pozitif bir seyir gösteren kişi bambaşka bir surette karşımıza çıkabiliyor. Kontak
çevriliyor ve savaş tamtamlarının ritmi yükseliyor. Kaçınılmaz savaş nelere
gebedir bilinmez. Genç iş adamı değişiyor, müteahhit değişiyor, işçi, memur,
emekli, öğretmen değişiyor. Daha asabi, daha agresif, daha sert ve daha
tahammülsüz bir kişilik sahne alıyor. Yolların tek sahibi, otobanın yegane müdavimi,
bayan sürücülerin kabusu meydanlara iniyor. Daha maço, daha kaba ve daha gergin
bir adam direksiyon çeviriyor. Efendi, sosyal ve hümanist benlik en ücra
köşelere siniyor. Yapılan yanlışlara toleranssız, yavaşlıktan haz etmeyen kurt
adam şehrin kalabalığına karışıyor. Argo
kültürü depreşiyor, gün yüzü görmemiş sövgüler yolculuğa eşlik ediyor.
Adrenalin, gerilim ve aksiyon başlıyor.
Trafik hayattır,
hayatsa bitmeyen kavgadır. Biraz yavaş giden, korna çalınarak, sellektör
atılarak tacizde bulunulmayı hak etmiştir düşüncesi vardır. Uyanıklık edip öne
geçmek, makas atarak hızla ilerlemek, yol vermeyeni sıkıştırmak, el kol
hareketleriyle rakibin motivasyonunu bozmak savaşın galibini belirleyici bir
unsur olarak düşünülür. Kurt adamın işi herkesin işinden önemlidir. Onun hep
acelesi vardır. Erken çıkmış olsa da trafik hızlı akmalıdır. Yola o hükmedecek,
kornayı o öttürecek, motoru o bağırttıracak. Gaza ani yüklenmeler, kıvrak
manevralar ve çarpacakmış korkusunu yüreklere salıp ustaca frenlemeler onun
işidir. Trafik canavarı ayağınıza geldi. Araç sollanır, korna öttürülür, fren
cayırtısı itina ile kopartılır. Moraliniz anında sıfırlanır, itinayla
çökertilir. Dalaşmak isteyene kavga anında hazırlanır. Beyzbol sopası, levye,
tornavida gibi alet edevat kolay ulaşılabilecek yerlerde tutulur. Haklı ya da
haksız olmak kurt adamın bakış şeklini ve düşünme biçimini değiştirmez. Yaptığı
tacizi sıradan ve insancıl görür. Yolun, herkesin yolu olduğunu ve sükunetin
erdemini düşünmez bile. İçindeki kurt adamı, trafik canavarını kendi arzusu ile
kafesinden dışarı çıkarır. Bastırılmış öfkesini, görülmemiş hesaplarını,
kapanmamış defterlerini trafik seyri esnasında yeniden açar. Önüne geleni
kalaylar. Sinyal verene de, yavaş gidene de, burnunu çıkarana da hazırda sallayacağı
küfürleri vardır. Uğradığı haksızlıkların, ezilmişliğinin intikamını trafiği
bir savaşa çevirerek almaya uğraşır. Bencilliğini, egosunu kendisini yolların
hakimi vehmederek tatmin eder. Yenilgilerini, ahmakça fiillerini trafikte
yaptığı uyanıklıklarla kendini mühim bir şahsiyet gibi hissederek susturur.
Park yerinden
hareketle kurt adama dönüşen kahramanımız menzile varıp arabadan indiği anda yeniden
kendisi olur. Trafik canavarı normal bir birey olarak sosyal yaşamına döner.
İşine gücüne bakar. Öğrenciye ders verir, fabrikada mesaide bulunur, camide
vaaz verir. Yolda yürür, kafede eğlenir, evde televizyon izler… Tümüyle bizden
biridir, bize benzer.
Direksiyonda bir
tılsım var, koltukta bir büyü var. Şoför mahalli incelemeye alınmalı fizikçilerimiz,
biyologlarımız, din adamlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız,
akademisyenlerimiz, psikologlarımız bu konuda kafa yormalı, araştırma
geliştirme çalışmaları yapmalı. O
koltukta ne var ki insanları bir anda manyetik ya da metafizik olarak bu kadar
negatif etkiliyor?
Trafik canavarı
efsanesi çözüldüğünde toplumun sorunlarının yüzde doksanının çözüleceğinden
adım gibi eminim. İlgilileri ve ilgisizleri bu konuya eğilmeye davet ediyorum.
Emniyet kemerinden ve hava yastığından çok daha hayati bir durum var ortada.