Diyanet nişanlı çiftlerle ilgili olarak
tartışma yaratan bir fetvaya imza atmış!
Demiş ki: ‘Zinhar mahremiyete önem gösterin, el ele tutuşmayın,
birbirinizi tanıyın fakat tenhalarda yalnız kalmayın ve resmi nikah olmadan da
sakın ha dini nikah işine girmeyin sonra üzülür ah vah edersiniz de bir faydası
olmaz!’
Fetvanın
temeli ve gerekçelerini de güzelce açıklamış. Konumuz Diyanet’in fetvasını
tartışmak değil, haberin bazı yayın organlarında yer alış biçimi. Tartışma
yaratan bir fetvaya imza attı ne demektir? Teamüllerin dışına çıkmak, absürd
sözler söylemek, aykırı beyanlarda bulunmak, kendiyle çelişmek, bir gerçekliği
yok saymak ve temsil ettiği bilimselliği dışlayıcı tavır sergilemek… Kurulun
açıklamasının İslamla çelişen bir yönü var mıdır? İslam bilginleri arasında
konuyla ilgili bir ihtilaf mı oluşmuştur? Dinin özüne asli ve feri emirlerine
muhalif bir beyan var mıdır?
Dini
hassasiyetler göz önüne alındığında Din İşleri Yüksek Kurulu, vazifesini yerine
getirmiştir ve toplumun bilgilenmesine olumlu katkı sağlamıştır.
Fetvanın
yaptırım gücü yoktur. Fetvaya aykırı davrananlar hakkında her hangi bir hukuki,
yasal veya gayri hukuki bir süreç kesinlikle başlatılmayacaktır. Tamamen
tavsiye niteliğindedir. Tınlayıp tınlamamak, uyup uymamak şahısların takdir ve
yetkisindedir. Peki; ‘ tartışma yaratan fetva ‘demekle ne denmek istenmiştir?
Bu takılmaya değer bir ifade ediş biçimidir ve takılmak bir nebze üzerinde
durmak gereklidir kanaatindeyim. Tefsir edelim.
Bu çağda bu
kafa, pes doğrusu… Millet uzaya uydu fırlatıyor bizim yobaz Diyanet nelerle
uğraşıyor. Bak bak şuna, neymiş; nişanlı çift el ele tutuşmayacakmış! Kuzum siz
ortaçağda kalmışsınız haberiniz yok! Mahremiyete önem gösterilecekmiş,
parklarda bahçelerde elde dondurma kıkır kıkır, fıkır fıkır dolaşmayacaklarmış.
Hele gözden uzak tenhalarda baş başa hiç kalmayacaklarmış. Vatandaş şimdi nasıl
itimat etsin bunlara, gelmişiz 21. Yüzyıla verdikleri fetvaya, tavsiyeye bak
sen. Oldu gözlerim doldu… Geri kafalılığın dik alası bu… Ahali uyan kendine
gel, senin Din dediğin şey bak sana nasıl bir ilkelliği giydiriyor. Böyle din
mi olur Allah aşkına? Gençler kanı kaynıyor nişanlılık döneminde el ele tutuşup
gezmesin mi? Onların hiç mi canı yok. Allah kulu değil mi onlar? Doğrusu böyle
bir düşünce tarzı kabul edilemez. Zamanın gerçekliğiyle hiç mi hiç bağdaşmıyor!
Hem herkesin(!) özeline kimse karışamaz kardeşim… Bu düpedüz özel hayata
müdaheledir. Özel hayatı baskılamadır. Diyanet kendi işine baksın. Özgür bir
ülkedeyiz gençler ister el ele tutuşur ister yanak yanağa öpüşür sana ne bana
ne?... Hey güzel Ya Rabbim (!) nelerle uğraşıyoruz!
Diyanet’in
vazifesi, halkı tabi olduğu İslam Dini konusunda aydınlatıp bilgi vermektir.
Dini sorumluluklarını açıklamak ve din hizmetlerinde öncülük etmektir. Verilen
fetva bir ateisti, bir Hristiyanı, bir Mecusiyi, bir Budisti bağlamaz. Bir
Hindu’yu da bağlamaz! Sadece İslam’ı din olarak kabul edip benimseyen insanları
bağlar. Yine bağladığı Müslümanlar üzerinde de her hangi bir cebri, hukuki ve
sosyal yaptırımı söz konusu değildir. Tavsiyedir uyan uyar, uymayan uymaz. Biz
de Müslümanız elhamdülillah da bu kadar da olmaz kardeşim diyorsan fetvaların
özelliği ‘–işine gelirse bizde böyle
birader!’ Tarzındadır, elastiki
değildir esnemez, eğilmez, bükülmez, kıvrılmaz. Ben kafama göre takılacağım
arkadaş diyorsan da paşa keyfin bilir. Fetvayı yok sayarsın, görmezden gelirsin
olur biter.
Sıkıntı fetvaya
göre davranıp davranmaman değil. Fetvayı veren kurul İslam Dini konusundaki en
yetkin otoritedir ve referans aldıkları şey yalnızca dinin öngördüğü
gereklerdir. Dersen ki bu zamanda böyle bir fetva çağdışıdır, böyle bir din
geri kalmıştır o vakit sen de yalnızca kimliğinde dini hanesinde ‘İslam’
ibaresine sahip bir vatandaş olursun. Dinle uzaktan yakından alakan
kalmamıştır. Senin kabullenemediğin bir din seni kabullenecek değildir. O sana
uymakla yükümlü değildir sen ona uymakla yükümlüsün. Uymaman seni daire dışına
atmaz yalnızca kusur kısmına not düşülür amma beğenmemen ve onu itham etmen
seni dairenin dışında bir yerlere fırlatır atar.
Dinin bir
buyruğu hakkında kelam ederken iyi düşünmek gerekir. Dini mi beğenmiyorsun,
dinin buyruğunu mu? Gereğini yerine getirmemekle günaha girersin dinden
dışlanmazsın. Fakat ona ithamda bulunman seni ondan mahrum eder.
Bir
hikayeyle sözlerimizi tamamlayalım. Adamın biri heves etmiş sırtına aslan
dövmesi yaptırmak istemiş. Dövmeci, bir kağıda çizili aslan resmini adamın
sırtına yapıştırmış. Fön makinesiyle sıcak havayı resmin üzerinde gezdirirken
bir eliyle de boyası iyice belirginleşsin diye adamın sırtını ovmuş. Adam pek
bir mest olmuş. Kasları gevşemiş, sırt ağrıları hafiflemiş. Dinlendiğini ve çok
rahatladığını hissetmiş. Pek bir mutlu olmuş ve içinden de –valla verdiğim
paraya değecek, çok güzel olacak diyormuş. Kopya işi tamam olunca iş iğneye
kalmış. Dövmeci iğneyi değer değmez, - yandım anam diye bağırmış. İstersen vazgeç
demiş . -Yok demiş adam, neresini yapıyordun aslanın? Kuyruğunu demiş öteki.
Kuyruk kalsın! Tekrar batırmış iğneyi –vay anam demiş bu sefer. Neresiydi
orası? Kulağıydı. Kulak kalsın… Nihayet feryat, çığlık, kan, revan iki tane göz
ancak yaptırmış. Dövmeci, bu aslana benzemedi ama demiş. Yeter canımı yolda
bulmadım benim aslanım da böyle oluversin demiş adam. Aslanın kulağı var,
kuyruğu var, yelesi var pençesi var. Dinin, imanı var buyruğu var.
Bir çift
gözden aslan olmaz! Bir çift sözden İslam olmaz. Hani bunun kuyruğu, nerde
İslam’ın buyruğu denince benim aslanım bu, benim İslam’ım bu dersin. Amma aslan
bu, İslam da bu dersen şamarı yersin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder