6 Ocak 2016 Çarşamba

KUYRUKSUZ ASLAN, BUYRUKSUZ DİN

       Diyanet nişanlı çiftlerle ilgili olarak tartışma yaratan bir fetvaya imza atmış!  Demiş ki: ‘Zinhar mahremiyete önem gösterin, el ele tutuşmayın, birbirinizi tanıyın fakat tenhalarda yalnız kalmayın ve resmi nikah olmadan da sakın ha dini nikah işine girmeyin sonra üzülür ah vah edersiniz de bir faydası olmaz!’
      Fetvanın temeli ve gerekçelerini de güzelce açıklamış. Konumuz Diyanet’in fetvasını tartışmak değil, haberin bazı yayın organlarında yer alış biçimi. Tartışma yaratan bir fetvaya imza attı ne demektir? Teamüllerin dışına çıkmak, absürd sözler söylemek, aykırı beyanlarda bulunmak, kendiyle çelişmek, bir gerçekliği yok saymak ve temsil ettiği bilimselliği dışlayıcı tavır sergilemek… Kurulun açıklamasının İslamla çelişen bir yönü var mıdır? İslam bilginleri arasında konuyla ilgili bir ihtilaf mı oluşmuştur? Dinin özüne asli ve feri emirlerine muhalif bir beyan var mıdır?
    Dini hassasiyetler göz önüne alındığında Din İşleri Yüksek Kurulu, vazifesini yerine getirmiştir ve toplumun bilgilenmesine olumlu katkı sağlamıştır.
    Fetvanın yaptırım gücü yoktur. Fetvaya aykırı davrananlar hakkında her hangi bir hukuki, yasal veya gayri hukuki bir süreç kesinlikle başlatılmayacaktır. Tamamen tavsiye niteliğindedir. Tınlayıp tınlamamak, uyup uymamak şahısların takdir ve yetkisindedir. Peki; ‘ tartışma yaratan fetva ‘demekle ne denmek istenmiştir? Bu takılmaya değer bir ifade ediş biçimidir ve takılmak bir nebze üzerinde durmak gereklidir kanaatindeyim. Tefsir edelim.
   Bu çağda bu kafa, pes doğrusu… Millet uzaya uydu fırlatıyor bizim yobaz Diyanet nelerle uğraşıyor. Bak bak şuna, neymiş; nişanlı çift el ele tutuşmayacakmış! Kuzum siz ortaçağda kalmışsınız haberiniz yok! Mahremiyete önem gösterilecekmiş, parklarda bahçelerde elde dondurma kıkır kıkır, fıkır fıkır dolaşmayacaklarmış. Hele gözden uzak tenhalarda baş başa hiç kalmayacaklarmış. Vatandaş şimdi nasıl itimat etsin bunlara, gelmişiz 21. Yüzyıla verdikleri fetvaya, tavsiyeye bak sen. Oldu gözlerim doldu… Geri kafalılığın dik alası bu… Ahali uyan kendine gel, senin Din dediğin şey bak sana nasıl bir ilkelliği giydiriyor. Böyle din mi olur Allah aşkına? Gençler kanı kaynıyor nişanlılık döneminde el ele tutuşup gezmesin mi? Onların hiç mi canı yok. Allah kulu değil mi onlar? Doğrusu böyle bir düşünce tarzı kabul edilemez. Zamanın gerçekliğiyle hiç mi hiç bağdaşmıyor! Hem herkesin(!) özeline kimse karışamaz kardeşim… Bu düpedüz özel hayata müdaheledir. Özel hayatı baskılamadır. Diyanet kendi işine baksın. Özgür bir ülkedeyiz gençler ister el ele tutuşur ister yanak yanağa öpüşür sana ne bana ne?... Hey güzel Ya Rabbim (!) nelerle uğraşıyoruz!
    Diyanet’in vazifesi, halkı tabi olduğu İslam Dini konusunda aydınlatıp bilgi vermektir. Dini sorumluluklarını açıklamak ve din hizmetlerinde öncülük etmektir. Verilen fetva bir ateisti, bir Hristiyanı, bir Mecusiyi, bir Budisti bağlamaz. Bir Hindu’yu da bağlamaz! Sadece İslam’ı din olarak kabul edip benimseyen insanları bağlar. Yine bağladığı Müslümanlar üzerinde de her hangi bir cebri, hukuki ve sosyal yaptırımı söz konusu değildir. Tavsiyedir uyan uyar, uymayan uymaz. Biz de Müslümanız elhamdülillah da bu kadar da olmaz kardeşim diyorsan fetvaların özelliği ‘–işine gelirse bizde böyle  birader!’  Tarzındadır, elastiki değildir esnemez, eğilmez, bükülmez, kıvrılmaz. Ben kafama göre takılacağım arkadaş diyorsan da paşa keyfin bilir. Fetvayı yok sayarsın, görmezden gelirsin olur biter.
    Sıkıntı fetvaya göre davranıp davranmaman değil. Fetvayı veren kurul İslam Dini konusundaki en yetkin otoritedir ve referans aldıkları şey yalnızca dinin öngördüğü gereklerdir. Dersen ki bu zamanda böyle bir fetva çağdışıdır, böyle bir din geri kalmıştır o vakit sen de yalnızca kimliğinde dini hanesinde ‘İslam’ ibaresine sahip bir vatandaş olursun. Dinle uzaktan yakından alakan kalmamıştır. Senin kabullenemediğin bir din seni kabullenecek değildir. O sana uymakla yükümlü değildir sen ona uymakla yükümlüsün. Uymaman seni daire dışına atmaz yalnızca kusur kısmına not düşülür amma beğenmemen ve onu itham etmen seni dairenin dışında bir yerlere fırlatır atar.
     Dinin bir buyruğu hakkında kelam ederken iyi düşünmek gerekir. Dini mi beğenmiyorsun, dinin buyruğunu mu? Gereğini yerine getirmemekle günaha girersin dinden dışlanmazsın. Fakat ona ithamda bulunman seni ondan mahrum eder.
    Bir hikayeyle sözlerimizi tamamlayalım. Adamın biri heves etmiş sırtına aslan dövmesi yaptırmak istemiş. Dövmeci, bir kağıda çizili aslan resmini adamın sırtına yapıştırmış. Fön makinesiyle sıcak havayı resmin üzerinde gezdirirken bir eliyle de boyası iyice belirginleşsin diye adamın sırtını ovmuş. Adam pek bir mest olmuş. Kasları gevşemiş, sırt ağrıları hafiflemiş. Dinlendiğini ve çok rahatladığını hissetmiş. Pek bir mutlu olmuş ve içinden de –valla verdiğim paraya değecek, çok güzel olacak diyormuş. Kopya işi tamam olunca iş iğneye kalmış. Dövmeci iğneyi değer değmez, - yandım anam diye bağırmış. İstersen vazgeç demiş . -Yok demiş adam, neresini yapıyordun aslanın? Kuyruğunu demiş öteki. Kuyruk kalsın! Tekrar batırmış iğneyi –vay anam demiş bu sefer. Neresiydi orası? Kulağıydı. Kulak kalsın… Nihayet feryat, çığlık, kan, revan iki tane göz ancak yaptırmış. Dövmeci, bu aslana benzemedi ama demiş. Yeter canımı yolda bulmadım benim aslanım da böyle oluversin demiş adam. Aslanın kulağı var, kuyruğu var, yelesi var pençesi var. Dinin, imanı var buyruğu var.  
    Bir çift gözden aslan olmaz! Bir çift sözden İslam olmaz. Hani bunun kuyruğu, nerde İslam’ın buyruğu denince benim aslanım bu, benim İslam’ım bu dersin. Amma aslan bu, İslam da  bu dersen şamarı yersin!

   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder