Sevmediğimiz işi yapıyor,yapmadığımız işi seviyoruz. Katlandığımız zorlukların,aldığımız
sorumlulukların severek ya da sevmeyerek harcadığımız mesainin tek gerekçesi
var:’ekmek parası…’
İşinde gücünde,ekmeğinin peşinde
insanlarız. Fazlasını isteriz her daim lakin dilimizde yerleşmiş bir söylemdir;
fazlasında gözüm yok ele güne muhtaç olmayayım yeter! Hayat kavgası verir,
ekmek parası kazanırız. Ekmek aslanın ağzındadır ve ekmeği onun ağzından kapıp
karnını doyurma mücadelesidir çırpınıp durduğumuz…
Asgari ücretli de ekmek parası için çalışır,mağazalar zinciri
sahibi de,fabrikatör de… Tefeci de ekmeğinin peşine düşmüştür,hırsız da…
Kapkaççı karnını doyurmak için kapıp kaçar…Dilenci ‘Allah rızası için bir
ekmek parası’ der dilenir. Otopark mafyası,şehir eşkiyası,kumarhanecisi,
bürokratı,aristokratı,demokratı,sosyalisti,liberali,muhafazakarı,laiki hepsi
ekmeğinin kavgasındadır. Ekmek dindar için kutsal olduğu kadar kindar için de
kutsaldır…Yere atılmaz,üzerine basılmaz. Düştü mü öpüp başa konduktan sonra
ayak altı olmayan bir yere kaldırılır…Ulaşılması en zor metadır ekmek. Evlenmek
isteyen gence hele bir ekmeğini eline al denir bilgece…Eli ekmek tutsun bir
denir. Ekmeğini taştan çıkarır denir civanmert, yiğit genç için…
Ekmek parası için dükkan açılır…Meslek sahibi olunur.
Yıllar boyu süren okuma macerasına atılınır…Kariyer sahibi olma arzusunun
temelinde ekmek kavgası vardır. Değişik kurslar,sertifikalar hepsi ekmeği
sağlama alma gayretlerinin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Ekmeği şuradan
ıskalarsam buradan kapabilirim ihtimaline bina edilen a,b.c planlarıdır kendini
geliştirmeye yönelik çabalar…
Emekçi emeğini ekmek karşılığı satar…Sermaye sahibi
emeği ,vereceği ekmek karşılığında satın alır. Dershane dershane koşturan
evlatlar sabırla,özveriyle kolay ekmek için bu zorluklara direnir her türlü fedakarlık
ve azmi gösterirler. Fabrikatör yüzlerce insana ekmek verir karnını
doyurur…Emekçi bir ekmek kazanır, sermaye her emekçiden bir ekmek kazanır…Tavuk
bir avuç yeme talim eder. Her gün bir yumurtayı yemi verenin hizmetine acı
çekse de sunar…Tavuk yumurtladığı sürece çiftlik sahibi onu kesime yollamaz.
Yumurtlamayan tavuğu kimse beslemez. Besliyorsa eti için besler. Bir koyup üç
almaktır sermaye sahibinin hesabı…Bir koyup üç alamıyorsa üç alıp bir vererek
temin eder bunu. Yüz kişiyle yapılabilecek işi elli kişiye yüklemek gibi…
Mevcut nüfus çokluğunu ve işsizliğin kol gezişini siper edip emeği yarı
fiyatına kapatmak gibi. Ve her halükarda bir koyup üç kazanmanın yollarını
açar. Bin beş yüz liralık bir emeği dokuz yüz liraya kapatır…On kişinin
işini beş kişinin sırtına vurur…Beş kişi ekmek parası der…iş der aş der göğüs
gerer…Ve ekmeğinin peşindeki koca göbekli de o beş kişiden çarptığı ekmeklerle
ekmeğine ekmek katar tepeleme yığar ekmeğini.
Ve der ki ‘ben fabrikamda şu kadar insana
ekmek veriyorum’ İlk krizde tavuğun yemini keser…olmadı kesimhaneye
yollar,tavuğu boğazlar. Ben emekçinin emeğinden para kazanıyorum,onların
sayesinde ben de ekmek yiyorum demez. Bir avuç yeme talim etmeye gönüllü
binlerce tavuk varken verdiğim yeme şükretmemek ne büyük hadsizlik diye de
küstahça cümlelerden sakınmaz hiç.
Sermayenin yeşili,kırmızısı yok…Emeğin
siyahı, beyazı yok…Tavuk bir avuç yem yiyecek her gün bir yumurta
verecek…Yumurtlama sürecine bakmaz sermaye. Yenen yemi ve elde edilen yumurtayı
görür.Tavuğun çektiği ızdırabı umursamaz bile…Ve tavuk aşinadır alışmıştır bu
duruma. Verdiği yem için çiftlik sahibine şükran duyar.Bilmez ki yumurta yoksa
yem de yok…Bilmez ki yumurtlamazsa yemin kesildiği yetmez kendisi de kesilir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder