3 Ocak 2016 Pazar

EKMEK PARASI

  Sevmediğimiz işi yapıyor,yapmadığımız işi seviyoruz. Katlandığımız zorlukların,aldığımız sorumlulukların severek ya da sevmeyerek harcadığımız mesainin tek gerekçesi var:’ekmek parası…’
       İşinde gücünde,ekmeğinin peşinde insanlarız. Fazlasını isteriz her daim lakin dilimizde yerleşmiş bir söylemdir; fazlasında gözüm yok ele güne muhtaç olmayayım yeter! Hayat kavgası verir, ekmek parası kazanırız. Ekmek aslanın ağzındadır ve ekmeği onun ağzından kapıp karnını doyurma mücadelesidir çırpınıp durduğumuz…
   Asgari ücretli de ekmek parası için çalışır,mağazalar zinciri sahibi de,fabrikatör de… Tefeci de ekmeğinin peşine düşmüştür,hırsız da… Kapkaççı karnını doyurmak için kapıp kaçar…Dilenci  ‘Allah rızası için bir ekmek parası’ der dilenir. Otopark mafyası,şehir eşkiyası,kumarhanecisi, bürokratı,aristokratı,demokratı,sosyalisti,liberali,muhafazakarı,laiki hepsi ekmeğinin kavgasındadır. Ekmek dindar için kutsal olduğu kadar kindar için de kutsaldır…Yere atılmaz,üzerine basılmaz. Düştü mü öpüp başa konduktan sonra ayak altı olmayan bir yere kaldırılır…Ulaşılması en zor metadır ekmek. Evlenmek isteyen gence hele bir ekmeğini eline al denir bilgece…Eli ekmek tutsun bir denir.  Ekmeğini taştan çıkarır denir civanmert, yiğit genç için…
    Ekmek parası için dükkan açılır…Meslek sahibi olunur. Yıllar boyu süren okuma macerasına atılınır…Kariyer sahibi olma arzusunun temelinde ekmek kavgası vardır. Değişik kurslar,sertifikalar hepsi ekmeği sağlama alma gayretlerinin ortaya çıkardığı sonuçlardır. Ekmeği şuradan ıskalarsam buradan kapabilirim ihtimaline bina edilen a,b.c planlarıdır kendini geliştirmeye yönelik çabalar…
    Emekçi emeğini ekmek karşılığı satar…Sermaye sahibi emeği ,vereceği ekmek karşılığında satın alır. Dershane dershane koşturan evlatlar sabırla,özveriyle kolay ekmek için bu zorluklara direnir her türlü fedakarlık ve azmi gösterirler. Fabrikatör yüzlerce insana ekmek verir karnını doyurur…Emekçi bir ekmek kazanır, sermaye her emekçiden bir ekmek kazanır…Tavuk bir avuç yeme talim eder. Her gün bir yumurtayı yemi verenin hizmetine acı çekse de sunar…Tavuk yumurtladığı sürece çiftlik sahibi onu kesime yollamaz. Yumurtlamayan tavuğu kimse beslemez. Besliyorsa eti için besler. Bir koyup üç almaktır sermaye sahibinin hesabı…Bir koyup üç alamıyorsa üç alıp bir vererek temin eder bunu. Yüz kişiyle yapılabilecek işi elli kişiye yüklemek gibi… Mevcut nüfus çokluğunu ve işsizliğin kol gezişini siper edip emeği yarı fiyatına kapatmak gibi. Ve her halükarda bir koyup üç kazanmanın yollarını açar. Bin beş yüz liralık bir emeği dokuz yüz  liraya kapatır…On kişinin işini beş kişinin sırtına vurur…Beş kişi ekmek parası der…iş der aş der göğüs gerer…Ve ekmeğinin peşindeki koca göbekli de o beş kişiden çarptığı ekmeklerle ekmeğine ekmek katar tepeleme yığar ekmeğini.
      Ve der ki ‘ben fabrikamda şu kadar insana ekmek veriyorum’ İlk krizde tavuğun yemini keser…olmadı kesimhaneye yollar,tavuğu boğazlar. Ben emekçinin emeğinden para kazanıyorum,onların sayesinde ben de ekmek yiyorum demez. Bir avuç yeme talim etmeye gönüllü binlerce tavuk varken verdiğim yeme şükretmemek ne büyük hadsizlik diye de küstahça cümlelerden sakınmaz hiç.

      Sermayenin yeşili,kırmızısı yok…Emeğin siyahı, beyazı yok…Tavuk bir avuç yem yiyecek her gün bir yumurta verecek…Yumurtlama sürecine bakmaz sermaye. Yenen yemi ve elde edilen yumurtayı görür.Tavuğun çektiği ızdırabı umursamaz bile…Ve tavuk aşinadır alışmıştır bu duruma. Verdiği yem için çiftlik sahibine şükran duyar.Bilmez ki yumurta yoksa yem de yok…Bilmez ki yumurtlamazsa yemin kesildiği yetmez kendisi de kesilir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder