20 Ocak 2016 Çarşamba

TRAFİK CENGAVERİ

      Trafik, şehir yaşamının bir parçası. Günün ilk ışıklarıyla şehir uyanmaya başlar. İşine gidecek işçi, memur, okuluna gidecek talebe, muallim yollara dökülür. Geniş yollar binlerce aracın canhıraş hücumuyla daralır da daralır.
     Tıkış tıkış toplu taşıma araçlarında uflamalar, puflamalar tıkanan trafiğin seslendirmesi olur. Şoför beylerin iç konuşmaları sesli olarak dışa yansır. Korna sesleri, homurtular ve şikayetlenmeler akmayan trafiğin klişe haline gelen yorumlanış biçimidir. Okuluna, işine geç kalma kaygısı insanları huzursuz eder. Kendini ifade edebilme olanağı bulamayan trafik mağduru insanlar, tıkanan trafikten kaynaklanan öfke ve serzenişlerini, seslerini yükselterek irad ettikleri birkaç beylik cümleyle telafiye çalışırlar. Havasızlıktan bunalan bir hanım ablanın feryadı, bir bey amcanın ünlemesi, bir hanım kızın ‘üff beee’ deyivermesi, atarlı yağız bir gencin şoför beye ‘ kaptaaaan!’ hitabının ardından kurduğu kısa cümle… Hayat sahnesindeki varlığını kanıtlama çabası olarak insani ve olağan biçimde dışa yansır. Kimse bu tepkilerin içsel kavgaların bir uzantısı olduğuna kafa yormaz.
   Tıkanan trafiğin oluşturduğu baskı, yolcuların negatif tepkileri de üzerine eklenerek en çok şoför üzerinde yoğunlaşır. Sürücü duru bir zihne, dingin bir ruha sahip olmayan biri ise, mevcut gergin hal onu zembereğinden boşaltır. Asabi, agresif bir trafik canavarına çevirebilir. Böyle zamanlarda hayat, başını cama dayayıp uyuyabilene güzeldir. Aynı otobüs içerisinde yolculuk edenler küçük bir kader parçasına da ortaktırlar aynı zamanda. Trafik akmaya başladığında beraber sevinirler, durduğunda beraber kederlenirler. Ani frenlemelerde hepsinin aynı duygularla yürekleri ağzına gelir. Şoför ters biri değilse onu sahiplenirler, ona yapılan yamuğu kendilerine yapılmış bir yamuk olarak algılayacak derecede onun hislerine ortak olurlar. Kader ve tasa birliği vardır kısa bu zaman diliminde. Bir arbede çıkacak olsa bunu kendi içimizde halletmeliyiz bilinci ağır basar ve çoğunlukla tez zamanda yatıştırılır.
    Trafik hayatın içinde, hayat trafiğin içinde akıyor. Müstakil araçlar, kamyonlar, otomobiller her biri yollarda kendine yer buluyor. Genç iş adamı, öğretmen, polis, hakim, savcı ve doktor gibi çeşitli meslek erbabı da şahsi araçlarıyla trafiğin seline kapılıyor. Hayat akıyor. İnsanlar akıyor. Tempoyu yavaş bulanlar hızlı akmak için trafikle boğuşuyor. Kural ihlal ediyor, makas atıyor, korna çalıyor, sellektör yapıyor. Engel çıkarana öfkeleniyor, sövüyor.
    Şoför mahalli kimilerini olduğundan farklı bir kişiliğe büründürüyor. Sosyal hayatında pozitif bir seyir gösteren kişi bambaşka bir surette karşımıza çıkabiliyor. Kontak çevriliyor ve savaş tamtamlarının ritmi yükseliyor. Kaçınılmaz savaş nelere gebedir bilinmez. Genç iş adamı değişiyor, müteahhit değişiyor, işçi, memur, emekli, öğretmen değişiyor. Daha asabi, daha agresif, daha sert ve daha tahammülsüz bir kişilik sahne alıyor. Yolların tek sahibi, otobanın yegane müdavimi, bayan sürücülerin kabusu meydanlara iniyor. Daha maço, daha kaba ve daha gergin bir adam direksiyon çeviriyor. Efendi, sosyal ve hümanist benlik en ücra köşelere siniyor. Yapılan yanlışlara toleranssız, yavaşlıktan haz etmeyen kurt adam şehrin kalabalığına karışıyor.  Argo kültürü depreşiyor, gün yüzü görmemiş sövgüler yolculuğa eşlik ediyor. Adrenalin, gerilim ve aksiyon başlıyor.
     Trafik hayattır, hayatsa bitmeyen kavgadır. Biraz yavaş giden, korna çalınarak, sellektör atılarak tacizde bulunulmayı hak etmiştir düşüncesi vardır. Uyanıklık edip öne geçmek, makas atarak hızla ilerlemek, yol vermeyeni sıkıştırmak, el kol hareketleriyle rakibin motivasyonunu bozmak savaşın galibini belirleyici bir unsur olarak düşünülür. Kurt adamın işi herkesin işinden önemlidir. Onun hep acelesi vardır. Erken çıkmış olsa da trafik hızlı akmalıdır. Yola o hükmedecek, kornayı o öttürecek, motoru o bağırttıracak. Gaza ani yüklenmeler, kıvrak manevralar ve çarpacakmış korkusunu yüreklere salıp ustaca frenlemeler onun işidir. Trafik canavarı ayağınıza geldi. Araç sollanır, korna öttürülür, fren cayırtısı itina ile kopartılır. Moraliniz anında sıfırlanır, itinayla çökertilir. Dalaşmak isteyene kavga anında hazırlanır. Beyzbol sopası, levye, tornavida gibi alet edevat kolay ulaşılabilecek yerlerde tutulur. Haklı ya da haksız olmak kurt adamın bakış şeklini ve düşünme biçimini değiştirmez. Yaptığı tacizi sıradan ve insancıl görür. Yolun, herkesin yolu olduğunu ve sükunetin erdemini düşünmez bile. İçindeki kurt adamı, trafik canavarını kendi arzusu ile kafesinden dışarı çıkarır. Bastırılmış öfkesini, görülmemiş hesaplarını, kapanmamış defterlerini trafik seyri esnasında yeniden açar. Önüne geleni kalaylar. Sinyal verene de, yavaş gidene de, burnunu çıkarana da hazırda sallayacağı küfürleri vardır. Uğradığı haksızlıkların, ezilmişliğinin intikamını trafiği bir savaşa çevirerek almaya uğraşır. Bencilliğini, egosunu kendisini yolların hakimi vehmederek tatmin eder. Yenilgilerini, ahmakça fiillerini trafikte yaptığı uyanıklıklarla kendini mühim bir şahsiyet gibi hissederek susturur.
    Park yerinden hareketle kurt adama dönüşen kahramanımız menzile varıp arabadan indiği anda yeniden kendisi olur. Trafik canavarı normal bir birey olarak sosyal yaşamına döner. İşine gücüne bakar. Öğrenciye ders verir, fabrikada mesaide bulunur, camide vaaz verir. Yolda yürür, kafede eğlenir, evde televizyon izler… Tümüyle bizden biridir, bize benzer.
    Direksiyonda bir tılsım var, koltukta bir büyü var. Şoför mahalli incelemeye alınmalı fizikçilerimiz, biyologlarımız, din adamlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, akademisyenlerimiz, psikologlarımız bu konuda kafa yormalı, araştırma geliştirme çalışmaları yapmalı.  O koltukta ne var ki insanları bir anda manyetik ya da metafizik olarak bu kadar negatif etkiliyor?

    Trafik canavarı efsanesi çözüldüğünde toplumun sorunlarının yüzde doksanının çözüleceğinden adım gibi eminim. İlgilileri ve ilgisizleri bu konuya eğilmeye davet ediyorum. Emniyet kemerinden ve hava yastığından çok daha hayati bir durum var ortada.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder