Hoca efendilerin
hutbeden inmeden önce okudukları bir ayet vardır. Önce Arapçasını sonra da Türkçesini
okurlar. İş-güç derdi, dünya telaşesi cemaatin, Arapçasını dinledikleri bu
ayetin Türkçesini sonradan merak edip öğrenmelerine fırsat tanımayacağı
bilindiğinden ayetin Türkçe anlamı da sıcağı sıcağına Hoca Efendilerce cemaatin
bilgisine sunulur.
Sebep; sonradan ben
görmedim, duymadım, haberim olmadı denmesin. Yüzlerce müminin şahitliğinde
ayetin buyruğu cümle cemaate mevki, makam, meslek ve meşrep gözetilmeksizin
deklare edilir. Tebliğ olunur, açıklanır ve bildirilmiş olur.
‘Şüphesiz ki Allah
size adaleti…’ Arapçada ‘inne’ katiyet
ve kesinlik bildiren kelimedir. Kesinkes, şeksiz-şüphesiz, muhakkak, katiyen
anlamlarına gelir. ‘Şüphesiz ki Allah size adaleti, iyilik yapmayı, yakın
akrabaya yardım etmeyi emreder. Azgınlığı, kötü işleri ve haddi aşmayı
yasaklar…’
Adalet yalnızca
mülkün temeli değil aynı zamanda Allah’ın tüm inananları sorumlu tuttuğu bir
davranış biçimidir. Allah adaletli olmayı yalnızca yargı mensuplarına has
kılmamıştır. Öyle olsa hakimler, savcılar ve yargıçlar hitabıyla buyururdu.
Her Cuma tekrar
ediyor bu ayetin ve anlamının tebliğ edilmesi. Israrla ve üzerine basa
basa… Tüccar adaletli olacak, alıcı
adaletli olacak, işveren adaletli olacak, çalışan adaletli olacak. Amir adil
olacak, memur adil olacak. Hakkı gözetecek, hukuku çiğnemeyecek. Azgınlık
etmeyecek. Paraya pula tapınıp ineği bırakıp sinekten yağ çıkarma çabasına
girmeyecek.
Patron emekçisinin
hakkı olanı verecek, emekçi aldığının hakkını… Öğretmen adil olacak. Komutan
adil olacak. Siyasetçi adil olacak. Ve adalet dağıtan yargıçlar da adil olacak.
Haftada bir
adaletli olmayı hatırlatıyor Hoca efendiler… Unutuyoruz demek ki… Ya da
önemsemiyoruz. Üzerinde durup düşünmüyoruz belki de… Ayetin devamında ‘…O,
düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor!’ diyor.
Adaletin Sarayı
yoktur. Onun hüküm süreceği, taht kurup yerleşeceği yer vicdanlarımızdır.
Görkemli Adalet Sarayları, ihtişamlı binalar işlerin tamamen çığırından çıktığı
zamanda devreye giren yerlerdir. Adalet dağıtır. Sulh etmese de sükûnu sağlar.
Zengine aşağıdan,
fakire tepeden bakmak adalet değildir. Amire yalakalık, memura ağalık yapmak
adalet değildir. Şahsi menfaatlerini her şeyden üstün tutmak adalet değildir.
Birilerinin sırtına basıp yukarılara tırmanmak haddi aşmaktır, fenalıktır ve
Allah, aşırılık edenleri sevmez. En tepeye çıktığını sandığı anda tepesi üstü
en aşağıya düşürür.
Kişisel çekişme ve
rekabet adaletli olmayı engelliyorsa bu aşırılıktır, kötülüktür. Trafikte
kabahatli olup, baskın çıkmak, hayasızlıktır, ahlaksızlıktır.
Adaletli olmak ben
Müslümanım diyen her kulun vazifesidir ve karınca kararınca herkes ezdiği
karıncadan, kırdığı daldan sorumludur. İlla yargıç olmak gerekmez.
İslam peygamberi;
‘Hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden mesulsünüz!’ buyuruyor. Komşunun
tarlasında otlayan sürünüzün hesabı sizden sorulur. Yine engel olabilecekken
sustuğunuz bir kötülükten, başkasına yapılan bir haksızlıktan devşirmeyi
umduğunuz ikbal beklentisinden… Güttüğünüz gelen ağam, giden paşam mantığından…
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesine biat etmekten sorumlusunuz.
Oto tamircisi
işinin hakkını vermeli. Boya badanacı işinin hakkını vermeli. Taksici esnafı
fazla para almak için yol bilmeyeni dolandırıp durmamalı.
Önce adil olmalı,
sonra aynı adaleti herkesten beklemeli. Alacağına şahin vereceğine karga olunan
bir adalet anlayışı, karga adaleti olur.
Adalet rehberdir.
Ve rehberi karga olanın vay haline… Onuruna da yazık, burnuna da… Gül koklamaya
layık olan bir burnu kimsenin boka bulamaya hakkı yoktur! Allah onun da
hesabını sorar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder