2 Ekim 2016 Pazar

ALDANMIŞ RUHLAR VE HEZİMET HAREKETİ!

            
    15 Temmuzda,  Türkiye tarihinin belki en uzun gecesi yaşandı. Bir karabasan, bir kâbuslar silsilesinde salalar ve nihayet sabah ezanıyla gece son buldu fakat korkular devam etti.
    Kendi savaş uçaklarımız, kendi tanklarımız kendi askerimiz zannettiğimiz kişiler marifetiyle bize rağmen semalarımızı, caddelerimizi işgal etti. Sabaha karşı meclise bombalar atıldı, darbeye karşı teyakkuza geçen vatandaşlara ateş açıldı… Bir cinnet hali sahneleniyordu adeta. Ne oluyordu ve daha neler olacaktı? Endişe, korku ve bekleyiş… Ara ara verilen salalarla vatandaş meydanlara çağrıldı ve çağrı milyonları yollara, caddelere ve meydanlara döktü. Milletçe bir büyük tehlikeye siper olduk. İnşallah tehlikeyi salimen atlatmışızdır.
    Aldanmış ruhların başvurdukları ve itildikleri son çare bu darbe girişimiydi. Genelkurmay Başkanı kayıptı, ordu komutanları kayıptı… Ve dört bir yandan çatışma, patlama haberleri akıyordu. Milyonlar endişe içinde bekleşiyordu. Mesele bir partinin değil bir milletin hayat-memat meselesiydi ve herkes sahiplendi, olması gereken de buydu.
    Yapılan bu kalkışma, ‘bir ölüm dalışı’ olabilir mi?   Aşamaları planlanmış, iyi koordine ve organize edilmiş bir darbe teşebbüsü müdür yoksa aceleye mi gelmiştir? Tehlikenin henüz tam olarak geçtiği kanaatinde değilim. Planlayıcılar her bir aşama için a, b, c seçenekleri üzerinde muhakkak kafa yormuşlardır ve belki z planı da dahil hazırda bekletmektedirler. İşi meclisi bombalamaya, halka kurşun sıkmaya ve komutanları rehin almaya vardırabilen bir kalkışmanın kolayca pes edebileceğini düşünmüyorum. Ve belki yaşadıklarımız yalnızca yaşanacak olanların bir mukaddimesidir. Gözünü bu derece karartabilen yapı, her şeyi yapabilir. Her bir ihtimali göz önünde tuttuklarını tahmin ediyorum. Ve yine dışarıdan da birçok devletin gizli desteğini arkalarına aldıkları fikrindeyim.
    Hipnozun etkisindeki aldanmış ruhlardan aklıselim bir davranış beklenemez. Yıllarca hipnotik telkinlere maruz kalmış bir akıl doğal seyrinde işleme yetisini yitirmiştir. Biat ettikleri zatın bir işaretiyle dünyayı ateşe vermekten bile sakınmazlar. Şuurlu ve bilinçli bir irade ortaya koymalarını beklemek beyhude bir bekleyiştir. Bir iş adamıydı sanırım; ‘ onun bir tebessümü için bütün malımı feda ederim!’ demişti ve gerçekten de bunu yapardı. Cennetin onun direktiflerine uymakta olduğuna iman etmiş olan bir yapıdan bahsediyoruz. Malından, canından ve her bir şeyinden ebedi alemde varacağını düşündüğü cennet için vazgeçebilir. O zatın ‘mehdi’ olduğuna katiyetle ve  tartışmasız iman etmiştir ve onun oluru olmadan ortaya koyacağı bir irade ebedi alemde kendisine ateş olarak döneceğine inanmıştır. Kur’an ayetleri ve hadisler dahi basit ve kasıtlı teviller yoluyla o ‘mehdi’ olduğu vehmedilen ve kayıtsız şartsız biat edilen şahsı teyit etmektedir. O sorgulanmaz söylediği her bir sözde yaptığı her bir fiilde bir hikmet olduğu düşünülür. Akli ve mantıki ve ilahi hiçbir gerekçe aldanmış ruhlar nezdindeki ‘mehdi’ olgusunu sarsamaz, tartışılır hale getiremez.
     Hiç kimse aldanmış ruhlardan gerçeklere aymasını beklemesin. ‘Mehdi’ olarak biat ettikleri şahsın sözleri onlar için Kur’an ayeti hükmündedir, girdikleri derin hipnoz onları dışarıdan gelen uyarıcılara tamamen kapatmıştır. Bu hipnozdan çıkmaları oldukça zordur. Çünkü bu trans halinde huzur bulduklarını düşünürler ve transtan çıkma düşüncesi onlar için korku dolu bir kâbus gibidir. İmanlarını yitirdiklerine ve ebedi alemde Yaratıcıya hesap veremeyeceklerine ve cehennemde yanacaklarına inanırlar. Bu sebeple yapılan hiçbir uyarı, engelleme, telkin ve tavsiye onları ‘hizmet’ ten vazgeçiremez. Vaz geçtikleri an yaşamın gayesine ve ulaşmayı umdukları cennete ihanet ettikleri sanrısında boğulurlar ve pek azı bundan salimen kurtulur.
     Millete tuzak kuranların hesap edemedikleri bir hesap var. Aldanmış ruhların teslimiyetlerini, adanmışlıklarını aşan bir büyük ve asla şaşmayan bir hesap var ki o da Allah’ın hesabı… Fedailerin maharetine, sadakatine duyulan itimadı boşa çıkaracak olan Allah’ın hesabıdır. Sade yaşamları içinde milyonları karanlığa gömmeye hevesli mihraklar ve çakma mihraplar el ovuşturmaya devam etsin. Sille-i Rahman ineceği yeri her zaman bilir ve asla mazlumu zalim elinde zebun etmez. Bize düşen ona sığınmak ve ikbalimize, istikbalimize sahip çıkmaktır. Bu, elde bayrak bir meydanı doldurmak bile olsa…

   ‘ Üzülmeyin ve gevşemeyin gerçekten inanıyorsanız üstünsünüz!’ Kim neyi hesap etmiş olursa olsun, hangi hainler hangi lobilerde neleri planlamış olursa olsun Allah bu imanlı milletin kaderini üç beş çapulcunun, bir avuç aldanmış fedainin eline bırakacak değildir. Şu an elimizden gelen tek şey meydanlardaki kalabalık içinde ‘biri’ olmaksa bile onu esirgemeyelim. Üşenmeyelim, gevşemeyelim… Gayret bizden başarı Allah’tandır!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder