Yüzlerce
televizyon kanalı, yüzlerce haber sitesi, sosyal ağlar, gazeteler ve radyolar
her gün onlarca haberin, yorumun ve endişenin girdabında bizi boğuyor… Bir tane
olumlu habere karşın yüz tane olumsuz haberi zihnimize, ruhumuza boca ediyorlar…
Nefes
alamıyoruz… Hayatın tadı, tuzu kaçıyor… Savaşlar, kan ,ölüm, açlık, göçler ve
sefalet kol geziyor dünyamızda… Ne olacak bu memleketin halinden ne olacak bu
dünyanın haline doğru bir ufuk açılmasına, aynı zamanda da ruh kararmasına
doğru yol alıyoruz… Bir yanda üç beş
insan, kutuplarda yaşam savaşı veren kutup ayılarına ab-ı hayat sunmaya
uğraşırken diğer yanda müttefikler, muhtelifler, milletlerin kaderine yazı tura
atıyor hayat-memat döngülerine ahkam kesiyor…Saf antilopları avlayan kurnaz timsahlardan daha
ebleh ve denice cinayetleri ismi insan, sureti insan olan canavarlar işliyor.
Acı, gözyaşı ve sefalet kol geziyor yeryüzünde… Birileri pastayı pay ederken
birilerinin kanı sos oluyor zalimlerin çilingir sofralarında…
‘Lütfen burada
hayvan gibi davranın!’ Bir piknik alanında göze çarpan bu tabela yazısı sosyal
medyada çokça paylaşıldı… Hayvanlar koklaşarak anlaşabildi de insanlar
konuşarak henüz o medeniyeti yakalayamadı… Öfke her bir yanımızı kuşattı. Hırs,
kin ve nefret yaşam mücadelesinde doping tesiriyle bizleri biledikçe biledi…
Heeey sen
İnsanoğlu! Ölümlü dünya, ölümlü insan diyen şarkıları mırıldanırken ölümden ve
ölümlü olmaktan azade misin?... Bir kaşık suda kaç beşeri boğmak istersin?
Şahsi meselelerin için gösterdiğin ceberrutluk
bir timsahın ölmemek için avlanmasından daha mı masumca?... Ekrandaki aslana,
sırtlana bilenip beddualar yağdırırken kendi bencil ve egoist hallerini hangi
kuzunun postuyla beledin? Bu dünya
kimseye kalmaz derken yalnızca sana mı kalacağını ima etmektesin? Takıp takıştırıp kibirle arz-ı endam ettiğin
şu fani dünyada ne çabuk unuttun ‘bir damla pis sudan’ yaratıldığını… Sakin ol…
Acele etme… Dur düşün! Çalış ama övünme…
Bir gün sen de öleceksin… Belki bu gün değil belki yarın da değil… Ama er geç ‘ her nefis ölümü tadacaktır!’ kanununca senin
de boyunun ölçüsü alınacak… Ezanla geldin sala ile gideceksin… Marka
takıntıların, kaliteli, özenli giyim tarzın son giydiğin yılların değişmeyen
trendi beyaz cepsiz kefenle yerle bir
olacak… Yakışsa da yakışmasa da beyazlar içinde
imamın kayığında karşı kıyıya yolcu edileceksin… Var mı bundan kaçışın?
Var mı buna mukabil bir arge çalışman,
tezin, varsayımın, öngörün… Var mı a,b,c planın?
Öleceksin!...Tercih senin değil… Evin taksiti, arabanın kredisi, çocuğun
okul servis parası, dişine yaptırdığın dolgu, yazıldığın spor kulübü, tuttuğun
takım, cinsiyetin, milliyetin, şöhretin ve maddi anlamdaki varlıkların her biri
sen melek-ül mevtle merhaba ettiğin anda anlamsız bir hiç olacak. Arabanın
arkasına özene bezene attırdığın imza bile hiç olacak… Cenazende kara kara
gözlükleriyle paparazi kaçkını
hallerindeki üç beş inanmış ya da henüz inanamamış ve hatta inanmamakta ısrar
etmiş olan elit takılan zevat da bir hiç
olacak ilticaya zorlandığın ebedi alemde… Eeee söyle şimdi ne var elinde? Can teni terk etti, canan beni terk etti diye
kahırlanmak ahmakça gelmez mi bu demde?
Hiç ölmeyecekmiş
gibi bu dünya için… Allah şahit hiç
ölmeyecekmiş gibi, eşekler gibi, karıncalar gibi, hayvanlar gibi çalıştın bu
dünya için… Yarın ölecekmiş gibi…. Vay anasını sen onu unuttun…Tuh be…Yarına
vardı daha…vakit ne tez geçti…Yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış!...
Elektrikler kesikti çalışamadım… Misafir geldi… Amcam öldü… Halam kocaya kaçtı,
canım sıkıldı… Evimizi su bastı… Keyfim
yoktu, çalışmak bana ters mi diyeceksin?
Dizi keyfin
yarım kalır, maç heyecanın söner… Azrail’in sureti nefesini keser… Dünya senden
önce güneşin etrafındaki turunu 365
günde tamamlıyordu , zannetme ki, keyfi
kaçar da sendenden sonra hız keser 366 günde tamamlar. Sen gittin diye ağaçlar yaprak dökmez, sen
gittin diye bahar gelmekten vazgeçmez. Dünya sen olmadan da döner, bahar sen
olmadan da gelir… Sen sonsuz kainatta,
nokta kadar alan kaplamayan bir dünyanın üzerindeki noktanın üzerinde
nokta kadar kalan bir cansın… Senin gibi milyarlarca nokta binlerce defa yandı
söndü… Sen de söneceksin! Bir hiç
değilsin ama hep de değilsin.
Bir başına
binlerce derde deva olamazsın belki… Yapılan zulümleri engelleyemeyebilirsin
ama yaptığın bir zulüm varsa ondan vazgeçerek dünyanın bir eksik zulümle
dönmesine katkı yapabilirsin. Savaşlara mani olamazsın belki, ama haksız bir
savaşın varsa bunu sonlandırabilirsin… Ne iyidir, ne kötüdür bilirsin
aklınca, en azından kötü olmayabilirsin…
Haberlere
takılıp kalma… Sözünün muteber olmadığı yerlerde ne zihnini yor ne dilini…
Cambaz ipte oynarken ceplerine mukayyet ol!
Dünya kötü, insanlar kötü demeyi bırak sen iyi ol, sen iyilerden ol…
Başkasının yediği pideyi, içtiği ayranı boş ver, kendi tabağındakine bak…
Kasada herkes yediğini öder… Öbür tarafta bulaşık yıkatmıyorlar bunu sen de
biliyorsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder