2 Ekim 2016 Pazar

İDDA’ LI GENÇLİK

- Olmuyooor!... Olmuyor!... Olmuyorrr!....
   -Beceriksizler bundan sonra her şey ağır ağır, yavaş yavaş olacak!...
   -Her şey on saniyede başlayıp bitecek anlaşıldı mı? Yeter, yeter, yeter!
   Rahmetli Kemal Sunal filmin bir sahnesinde folklor ekibine hocalık ederken küçücük telsizinden avaz avaz dışarıya taşan replikle başladık. Olmuyor… Ağır ağır, yavaş yavaş deniyoruz olmuyor… Hızlı çabucak yapalım dedik yine olmuyor… Bir şeyler eksik, ya da bir yerlerde bir yanlışlık var.
    Avrupa yaşlanıyor. Biz Avrupa’nın en genç nüfuslu ülkesi olmakla iftihar ediyoruz. Oldukça da idda’lıyız… 14-15 yaşındaki gençlerimiz haftalık harçlıklarından tasarruf edip idda kuponuna yatırım yapıyorlar. Kendisine mikrofon uzatılan bir delikanlı haftalık 15-20 liralık oynadığını, bazı arkadaşlarınınsa çıtayı daha yükselterek 150-200 lira bu işe para gömdüklerini beyan ediyor. Risk almasını bilen cüretli gençlerimiz çoğalıyor!
   Yılbaşından yılbaşına sudan ucuza alınan pahalı hayallere yolculuk bileti sayılan, piyango biletleri artık kesmiyor. Aylık, haftalık, gün aşırı ve günübirlik pahalı hayal ve heyecan arayışında gençlik ve toplumun ekser çoğunluğu. İddaalar, at yarışları, horoz dövüşleri, sayısal lotolar, internet ortamında girilen bahisler umuda yolculuğun tebdili kıyafetle halk içinde gizlenmesinden başka bir şey değil.
   Ümidi yitik toplumun, ümitsiz gençlerinin sessiz feryatlarıdır iddalarda, kuponlarda teselli aramak, binbir hayali beş liralık kupona tahvil etmek… Kumar her yerde… Benimle evlenir misin evinde, sörvayvır pentatlonunda, M.Ali’ nin çarkı feleğinde, Acun’un Yeteneksizsiniz’ inde... Kumar; hayatın kıyısında, hayatlar bir ümitsiz girdabın tam ortasında…
   Planlı sonuçlardan daha çok, plansız ihtimallere bağlanmış ümitler var. Yaşamın gerçekleri, sistemin ve sosyal adaletsizliğin dayattığı realite, insanları dalgalı denizde şişme botlara binip farklı diyarlara göçe zorluyor. Kendi gerçeğinden kaçma duygusu, insanı akıl almaz, hayale sığmaz milyonda birlik ihtimallere müptela ediyor.
   Başını sokacak bir ev, ayağını yerden kesecek bir araba hayali ve realitenin acıtan merhametsiz, bet yüzü toplumu (aslında toplum değil paramparça insanlar ve fertler yığını) şans oyunlarının, çok ucuza satın alınan pahalı hayallerin kölesi yapıyor. Tatmin, doyum, huzur ve her nereye saklanmışsa (ve nasıl olmuş da ayrı düşülmüş olan) ‘mutluluğa’ kavuşabilmek için, bu zorlu ve heyecanlı denemeler… Üç lira vermekle ne kaybederim milyonda bir kazanma ihtimalim olan ‘milyoncuklar için’ fikri cezbeder… Çeker götürür ve ümit servetini sinsice, haince ve sezdirmeden yer bitirir.
   Her yer mi karanlık? Gözlerimizi mi sıkı sıkıya kapadık? Biz nerede yanlış yaptık?
   Ateşlerde yanması için mi bu kadar genç nüfusu var ettik?
   Istırap çemberinde gençlik feryat ediyor. İçki, kumar ve adı bilinmedik uyuşturucuların müptelası oluyor. Acı çekiyorlar ve acı veriyorlar. Toplumsal çöküntüye, toplumsal bir depresyona doğru son hız ilerliyoruz.
   Manevi dinamikler (istisnaları hariç) zikir ayinlerinde, sohbet ortamlarında huzur, sükûnet ve ahirette kurtuluş reçetesi dağıtıp ödemeyi peşin peşin alıyorlar. Himmetler, filani dergahının hizmet binası, mescidi, külliyesi, bahçedeki şadırvanı, iftarda çadırı olarak hizmete dönüşüyor. Ve bazen de o himmetler zimmete geçiyor melanet ve ihanet olup milletin meclisine, polisine, gencine bomba olarak dönüyor. Allah rızası diyenlerin bir çoğu önce cüzdan yoklaması yapıyor, sonra vicdanlara sesleniyor. Cüzdanı zayıf olanın vicdanına seslenmenin bir getirisi olmadığından mütevellit onları kendi boğuntu ve aldanmışlıklarına terk ediyorlar.
    Efendiler, hoca efendiler, öğretmenim canım benimler, akademisyenler, toplum bilimciler, anneler, babalar işte; idda’lı, bağımlı ve ümitsiz, bu ‘yeni nesil’ sizin eserinizdir! Şimdi öğünün eserinizle utanca boğulmanız gerekmediğine eminseniz. Dövünüp saç baş yolarsanız da aklınızı yitirdiğinize hükmedilecek.
    Bir cinnet halinde toplum. Biz bize yeteriz aslında bizi boğmak için… Teröre, iç savaşa ve kaosa hiç gerek yok. Her yanımız dökülüyor. Dikiş tutmuyor, her yanımız sökülüyor.
    Hoca camiden çıksın, muallim mektepten, şeyh efendi dergahtan… Halk arasına karışsın. Tanrıya kulluktan gayrı davamız yoktur bizim diye iri iri laflar edenler cüzdanlardan evvel vicdanları yoklasın bir…
    Her şey değişir. İklimler, mevsimler… Havaya, suya ve toprağa cemre düşer huzur dolu baharlar yeniden gelir…

   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder