- Olmuyooor!... Olmuyor!... Olmuyorrr!....
-Beceriksizler
bundan sonra her şey ağır ağır, yavaş yavaş olacak!...
-Her şey on
saniyede başlayıp bitecek anlaşıldı mı? Yeter, yeter, yeter!
Rahmetli Kemal
Sunal filmin bir sahnesinde folklor ekibine hocalık ederken küçücük telsizinden
avaz avaz dışarıya taşan replikle başladık. Olmuyor… Ağır ağır, yavaş yavaş
deniyoruz olmuyor… Hızlı çabucak yapalım dedik yine olmuyor… Bir şeyler eksik,
ya da bir yerlerde bir yanlışlık var.
Avrupa yaşlanıyor.
Biz Avrupa’nın en genç nüfuslu ülkesi olmakla iftihar ediyoruz. Oldukça da idda’lıyız… 14-15 yaşındaki gençlerimiz
haftalık harçlıklarından tasarruf edip idda kuponuna yatırım yapıyorlar.
Kendisine mikrofon uzatılan bir delikanlı haftalık 15-20 liralık oynadığını,
bazı arkadaşlarınınsa çıtayı daha yükselterek 150-200 lira bu işe para
gömdüklerini beyan ediyor. Risk almasını bilen cüretli gençlerimiz çoğalıyor!
Yılbaşından
yılbaşına sudan ucuza alınan pahalı hayallere yolculuk bileti sayılan, piyango
biletleri artık kesmiyor. Aylık, haftalık, gün aşırı ve günübirlik pahalı hayal
ve heyecan arayışında gençlik ve toplumun ekser çoğunluğu. İddaalar, at
yarışları, horoz dövüşleri, sayısal lotolar, internet ortamında girilen bahisler
umuda yolculuğun tebdili kıyafetle halk içinde gizlenmesinden başka bir şey
değil.
Ümidi yitik
toplumun, ümitsiz gençlerinin sessiz feryatlarıdır iddalarda, kuponlarda
teselli aramak, binbir hayali beş liralık kupona tahvil etmek… Kumar her yerde…
Benimle evlenir misin evinde, sörvayvır pentatlonunda, M.Ali’ nin çarkı
feleğinde, Acun’un Yeteneksizsiniz’ inde... Kumar; hayatın kıyısında, hayatlar
bir ümitsiz girdabın tam ortasında…
Planlı sonuçlardan
daha çok, plansız ihtimallere bağlanmış ümitler var. Yaşamın gerçekleri,
sistemin ve sosyal adaletsizliğin dayattığı realite, insanları dalgalı denizde
şişme botlara binip farklı diyarlara göçe zorluyor. Kendi gerçeğinden kaçma
duygusu, insanı akıl almaz, hayale sığmaz milyonda birlik ihtimallere müptela
ediyor.
Başını sokacak bir
ev, ayağını yerden kesecek bir araba hayali ve realitenin acıtan merhametsiz,
bet yüzü toplumu (aslında toplum değil paramparça insanlar ve fertler yığını)
şans oyunlarının, çok ucuza satın alınan pahalı hayallerin kölesi yapıyor.
Tatmin, doyum, huzur ve her nereye saklanmışsa (ve nasıl olmuş da ayrı düşülmüş
olan) ‘mutluluğa’ kavuşabilmek için, bu zorlu ve heyecanlı denemeler… Üç lira
vermekle ne kaybederim milyonda bir kazanma ihtimalim olan ‘milyoncuklar için’
fikri cezbeder… Çeker götürür ve ümit servetini sinsice, haince ve sezdirmeden
yer bitirir.
Her yer mi
karanlık? Gözlerimizi mi sıkı sıkıya kapadık? Biz nerede yanlış yaptık?
Ateşlerde yanması
için mi bu kadar genç nüfusu var ettik?
Istırap çemberinde gençlik feryat ediyor.
İçki, kumar ve adı bilinmedik uyuşturucuların müptelası oluyor. Acı çekiyorlar
ve acı veriyorlar. Toplumsal çöküntüye, toplumsal bir depresyona doğru son hız
ilerliyoruz.
Manevi dinamikler (istisnaları
hariç) zikir ayinlerinde, sohbet ortamlarında huzur, sükûnet ve ahirette
kurtuluş reçetesi dağıtıp ödemeyi peşin peşin alıyorlar. Himmetler, filani
dergahının hizmet binası, mescidi, külliyesi, bahçedeki şadırvanı, iftarda
çadırı olarak hizmete dönüşüyor. Ve bazen de o himmetler zimmete geçiyor
melanet ve ihanet olup milletin meclisine, polisine, gencine bomba olarak
dönüyor. Allah rızası diyenlerin bir çoğu önce cüzdan yoklaması yapıyor, sonra
vicdanlara sesleniyor. Cüzdanı zayıf olanın vicdanına seslenmenin bir getirisi
olmadığından mütevellit onları kendi boğuntu ve aldanmışlıklarına terk
ediyorlar.
Efendiler, hoca
efendiler, öğretmenim canım benimler, akademisyenler, toplum bilimciler,
anneler, babalar işte; idda’lı, bağımlı ve ümitsiz, bu ‘yeni nesil’ sizin
eserinizdir! Şimdi öğünün eserinizle utanca boğulmanız gerekmediğine eminseniz.
Dövünüp saç baş yolarsanız da aklınızı yitirdiğinize hükmedilecek.
Bir cinnet halinde
toplum. Biz bize yeteriz aslında bizi boğmak için… Teröre, iç savaşa ve kaosa
hiç gerek yok. Her yanımız dökülüyor. Dikiş tutmuyor, her yanımız sökülüyor.
Hoca camiden
çıksın, muallim mektepten, şeyh efendi dergahtan… Halk arasına karışsın.
Tanrıya kulluktan gayrı davamız yoktur bizim diye iri iri laflar edenler
cüzdanlardan evvel vicdanları yoklasın bir…
Her şey değişir.
İklimler, mevsimler… Havaya, suya ve toprağa cemre düşer huzur dolu baharlar
yeniden gelir…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder