Toplu yaşam
içerisinde statü ve otorite boşluğuna hiç bir zaman yer yoktur.
Doğru ya da yanlış bir yerleşim ve uygunsuz bir konumlanma olsa
bile bir boşluktan söz edilemez.
Mescitlerde
cemaate vaktin namazını edaya önderlik edecek bir imam efendi,
ibadet edecek bir kaç mü'min olduğu sürece nuhakkak vardır.
Devletin vazifelendirdiği bir görevlinin olmadığı hallerde ise
kullar, aralarından birini imamlık etmesi için öne sürerler ve
vakte ait namaz o kişinin imametinde eda edilir. Bazen de imamlık
etmeye istekli biri öne çıkar ve görevli imamın yokluğunu
hissettirmez, cemaat-i müslimin her hangi bir hüsn-ü kuruntuya
fırsat bulamadan dini vecibesini yerine getirir. Namaz sırasında
saflarda oluşan gedikler, geri saftakilerce muhakkak doldurulur.
Toplu halde namaz kılmanın usulü budur.
Mahalle
muhtarsız, belediye başkansız ve sınıf dahi öğretmensiz
kalmaz. Bir büyük ülke dahi liyakatine bakılmaksızın başsız
kalmaz. Ordu komutansız, aile reissiz, sürü çobansız kalmaz.
Bir karış vatan toprağı sahipsiz , bayrak direksiz, kayık
küreksiz kalmaz. Ülke bayraksız, minare ezansız kalmaz. Yol varsa
yolcusu da vardır. Han varsa hancısı da olacaktır. Gemi kendi
başında su üzerinde durmasını bilir de kendi başına dümen
çevirip menzile gidemez, illa bir dümencisi illa bir kaptanı
vardır. Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi
derler, hem koyunun yerini aldığından iltifata mazhardır ve hemde
sakalı bulunduğundan hürmete şayandır.
Yollar uzar
gider bazen bir vadiden, yahut dereden geçmek zorunda kalır. Bu
defa köprü devreye girer ve yola uzayıp gitme şerefini bahşeder.
Köprü yola, yol yolcuya hizmet eder. Yolun tıkandığı, çıkmaza
girdiği arazi yapılarında köprüler imdada yetişir. Hayat
virajlarla, yollarla ve köprülerle örülüdür. Engeller,
engebeler, dik yamaçlar ve zorlu yollar çıkar karşımıza zaman
zaman hayat yolculuğunda... Bazen dolambaçlı yollar çok
yorucudur. Köprüden geçmek derenin dar boğazını bulmaktan çok
daha pratik ve akılcı gelir. Köprüye karşı olumsuz, menfi bir
fikir taşımasanız da geçmek zorunda olmanız sizin bir zaafınız
olarak köprü başında bekleşenlere güç bahşeder. Köprüye
yolu düşen, köprü başında bekleyeni, onu öz malı gibi
sahipleneni mutlak görecektir. Ona selam vermeden o köprüden geçip
gitmek mümkün değildir. Gözünü üzerinde hissettiğiniz bu zata
bir gülücük atıp, hal hatır sormanız ve taltife boğmanız
elzemdir. Bazen amca dersiniz, bazen abi dersiniz ve bazen de dayı
dersiniz. Karşınızdaki köprü sakinine onun nabzına, yüzünün
aldığı ifadeye uygun hitaplarda ve reveranslarda bulunursunuz.
Köprü onun tapulu malı değilse bile kader onu orada meskun
kılmıştır ve siz onun varlığını görmezden gelemezsiniz,
elinizi kolunuzu sallaya sallaya o köprüden geçip gidemezsiniz.
İlla bir mukabelede bulunacak, saygı ve hürmet ifade eden tatlı,
hoş onun yağlarını eritecek sözler söyleyip gönlünü
alacaksınız. Velev ki saygıya ve hürmete layık olmasın... Velev
ki Abdurrahman Çelebi olsun. Gerekli prosedürleri yerine getirmekte
yavaş ve isteksiz kalırsanız, uyuşuk davranır, saygı ve
hürmette, yol ve yordamda, usul ve erkanda kusur ederseniz köprü
sakininin ceberrut, cevval ve tavizsiz muamelesine maruz kalırsınız.
'Hoop hemşerim nereye?..' Onca yolu tepip gelmişsiniz. Bunca
mesafeyi katetmişsiniz...Geri dönüp gitmek akıl karı değildir.
Köprüyü kullanmaktan başka hiç bir alternatife sahip
değilsinizdir. Sen de kim oluyorsun ulan! Deme şansına ve
ayrıcalığına sahip değilsinizdir. Ya onca verdiğiniz emek
heba olup gidecek ya da köprü sakinine şirin gözüküp işinizi
halledeceksiniz 'Ahh dayıcığım, yol yorgunu, hayat bezgini yordam
fakiriyim...Bir an dalmışım zat-ı ali cenaplarınızı nasıl
oldu da kör olası gözüm farketmemek gibi bir gaflete
düştü....Uzatın o mübarek elinize konduracağım bir küçük
buse ile günahkar dudaklarım şeref bulsun. Lütfunuza, ikram ve
ihsanınıza ne kadar da muhtaç ve mecburum bir bilseniz...Kusurumu
bağışlayın ne olur, siz büyüğümüzün gölgesinde
gölgelenmeme müsaade buyrun, yüceliğinizle şu benim aciz
hallerime merhem olun...Siz ki yolda kalmışların kadim yol
göstericisi, acizlerin sığınağı, evsizlerin barınağı,
gönüllerin sultanısınız...Bahşetmek, lutfetmek sizin
şanınızdandır. Lutfedin efendim!...
Yollar ve
köprüler...Köprüler ve köprü başındakiler...Ne kadar köprü
o kadar dayı... Yolun uzunsa geçeceğin köpründe çoktur. Köprün
çoksa bir o kadar da dayın olacaktır. Her geçtiğin köprüde
ardında gözü yaşlı gönlü yaslı bir dayını geride bırakmış
olduğunu sakın aklından çıkarma.. Bir de düşün sana da dayı
diyen birileri var mı acaba?...Kimlerin yeğenisin, kimlerin
dayısısın? Tanımadığın birileri sana dayı demeye başlamışsa
işkillen bence. Bir köprü başına da sen kurulmuşsun...Onca yolu
tepmene sebep dayı olmak idiyse tebrikler, artık sen de dayı
oldun sevinebilirsin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder