Demokrasicilik oyununun
son kertesindeyiz. Ak koyun kara koyun yakındır aşikar olacak.
Trübünler hınca hınç coşkulu kalabalıkların, taraftarların
tezahüratlarıyla yankılandı. Liderler esti gürledi, coştu
söyledi...Yirmi bir yaşında askerliğini yeni bitirmiş organize
sanayiinde bin lira maaşla işe başlamış olan Necati de o
kalabalığın arasında ünleyenlerden biriydi...
Tuttuğu takımın
birinci gelmesini yürekten istiyor, Yüce Yaratana onların Galip
gelmeleri için el açıp niyazda bulunuyordu. Hele, Liderim dediği
kişi kürsüye doğru yönelip gözlerini kalabalığa gezdirmeye
başladığında huşuya kapılıp, cezbeye tutuluyordu...-İşte
ordu işte komutan! -Öl de ölelim , vur de vuralım! boğazı
yırtılırcasına haykırıyordu. Bir ara Allah, Kitap sözlerinin
geçtiği konuşma esnasında duygulanıp elinin tersiyle gözlerini
sildiğine şahit oldum. Ara ara onun da bu coşkun insan denizini
süzdüğünü ve yüz ifadesinden takımına gösterilen rağbetten
oldukça sevinç duyduğunu gözlemliyordum. Necati kendini kaptırmış
gidiyordu...Trans halindeydi...Başka bir boyutta, başka bir alemde
yeryüzünü temaşa eder halde kendi varlığından ve
gerçekliğinden sıyrılmış bir vaziyetteydi... Bu,dört yılda
bir tekrarlanan bir ay kadar süren demokrasi dininin filanca
tarikatının bağlılarının toplaştığı bir ayindi...Ve
kalabalık insan denizi huzur bulmuş, sükuna ermiş ve sürura
vasıl olmuş olarak fevc fevc ayinin bitişiyle alanı terketmeye
başladı....
Bir gözlemci olarak
orada bulunuyordum. Ve ilgimi en çok çeken bu gençle konuşmak
ihtiyacıyla yanına sokuldum. Kendimi tanıttım ve sakıncası
yoksa kendisini tanımayı istediğimi beyan ettim. Beni kırmadı ve
ara sokaklardan birinde bir kafeteryada konuşmamızı sürdürdük.
İsminin Necati olduğunu, dört kardeşten en büyüğü olduğunu,
dört ay önce askerden geldiğini ve üç aydır da sanayide, bir
firmada bin lira maaşla çalışmakta olduğunu, işinin epeyce
yorucu olduğunu ama ekmek parası için çalışmak zorunda
olduğunu, babasının senelerdir inşaatlarda çalıştığını
pek fazla sigortalılık süresi olmadığı için emekli olamadığını
ve 52 yaşından sonra, bir inşaatın 7/24 bekçiliğini 1200 lira
maaş +sigortaya yapmak zorunda olduğunu çaylarımızı yudumlarken
sohbet havasında öğrendim. Diğer üç kardeşi okula gidiyormuş.
Annesi haftada iki gün Ümitköy'de bir zengin hanımın villasına
80 lira yevmiyeyle temizliğe gidiyormuş. Lise sonda okuyan kardeşi
ve lise birinci sınıftaki kardeşi okula servisle gidip gelmek
zorundaymışlar ve her ay 380 lira servis parası veriyorlarmış.
Allah'tan yedinci sınıfa giden kardeşinin okulu eve yakınmış.
Evleri Filanca mahallesinde bahçe katındaymış 325 lira kira
veriyorlarmış. Lise sondaki kardeşinin biriken dershane borcunu
kapattıklarında rahata ereceklermiş. Bir ara telefonu çaldı
Necati'nin...-Pardon abi kusura bakma dedi elini cebine attı, son
model dev ekran, pek afilli bir telefon çıkardı, gelen mesajmış,
hemen bakıp tekrardan cebine tıkıştırdı. Şaşkın bakışıma
o da -Ne oldu abi der gibi bir bakışla karşılık verdi. Ben de
eveleyip gevelemeden , söylemem gerektiğini zanettiğim ve bir çok
insanın da söyleyebilmeyi içinde bir uhde olarak saklayıp
barındırdığı o beylik lafını söylemek için zemin arayışına
mahsup; - Telefonun pek güzelmiş, kaç para bu alet? - Abi
kampanyadan aldım aylık 60 lira taksitle... Birazcık salvomu boşa
çıkmış hissettim ama yine de söylemem gerekeni söyleyecek ve
içimde bir sızı olarak kalmış olan o lafı cuk diye olmasa da
yerine oturtacaktım. Toparlanmak için şöyle bir – hımmm!
Dedim. Ve başladım.- Yarım saattir seninle sohbetteyiz
Necati...Söyleyeceklerime lütfen darılıp, gücenip, sakın
alınma!... -Tabi abi estağfirullah buyur!...Şimdi ; de bakalım
totalde senin bu makinenin fiyatı kaç lira? Yani bir cep telefonu
mağazasından ben bunu almaya kalksam ne kadar öderim?... Gözlerimi
gözlerine diktim ve görmeyi istediğim o suçluluk bakışını
bizzat müşahede ettim. Yüz renginin pempeye çaldığını,
dudaklarının titremeye başladığını ve hatta nefes alıp
verişindeki ritim değişmesini bile farkettim. Mahçup ve suçlu
bir ifadeyle, kısık ve titrek bir ses tonuyla - 1750 lira abi!
dedi, başını önüne eğdi...Oldukça savunmasız bir haldeki
kaleciyle karşı karşıya kalmış olan, karşı takımın forvet
oyuncusu gibi hissettim kendimi ... Altın gol olmasa da bir gole
doğru gittiğim muhakkaktı. Ve gelişine var gücümle ağlara
doğru şutladım... - Ayranın yok içmeye Necati...., bu ne perhiz
bu ne lahana turşusu...Açlıktan nefesin kokuyor, böyle bir
telefonla senin ne işin olur Necati? Hiç yakışık alıyormu...?
Yazık değil mi babana, günah değil mi anana?... Aslan gibi
delikanlısın, iyisin hoşsun, lakin hiç yakışık alıyor mu bu
yoklukta, böylesi dar bir zamanda senin böyle bir telefona
meyletmen? Ha yiğidim söyle bakalım senin gibi bir fukaranın
harcı mıdır böyle havalı bir telefonla gülüp eğleşmek,
gününü gün, bu günün dün etmek?...Derin bir sükuna
daldı...Nefesini kontrol etme gayretiyle bir süre başı eğik
bekledi. Hatta o kadar bekledi ki hiç bir şey demeyecek, sonsuza
dek orada öylece başı önünde bekleyecek sandım. Başını
kaldırdı, yüzüme baktı. Simasında son nefeslerini huzur içinde
veren piri fanilerin huzur bulmuş mütevekkil hali vardı.
-Söyleyeceklerim var dinler misin beni abi?...- Elbette Necati'ciğim
seni dinliyorum...- Plastik bir top için ağladın mı sen hiç? -
Hatırlamıyorum! -Ben ağladım abi.... -Bisikletin oldu mu abi
senin? - E tabi oldu her çocuğun olduğu gibi.. - Benim hiç
bisikletim olmadı abi... 13-14 yaşlarındaydım...Arkadaşlarımın
çoğunun bisikleti vardı ve onların bisikletine binebilmek için
fino gibi gezerdim peşlerinde... Babam alamazdı, parası yoktu...
Ben iki yıl boyunca defalarca rüyamda bisikletim olduğunu gördüm.
En sonuncu rüyamı babama anlattığımda babamdan dayak yedim. Bir
daha da bisiklet rüyası görmedim. Rüyamdan, hayallerimden
bisikleti çıkardım. Şimdi de hayallerim var, hayattan olmasını
ümit ettiğim beklentilerim var. Bin liralık kazancımın yalnızca
200 lirasına sahibim. Bu parayla araba alamam, ev alamam, iş
kuramam, hayal bile kuramam! Arkadaş ortamında tek seferde uçar
gider bu para... Aileme destek olmak zorundayım. Annemin temizliğe
gittiği evde benim akranım bir genç varmış, özel bir
üniversitede okuyormuş, babası okuluna rahat rahat gidip gelsin
diye 45 bin lira verip spor bir araba almış daha okula başladığı
yıl... Ve günlük de cebine 40-50 lira harçlık koyuyormuş...Benim
alın terimle kazanamadığım para elin oğlunun elinin kiri bile
olamıyor abi...Şimdi sen kalkmış benim, emeğimle sahip
olabildiğim, ulaşabildiğim bu lükse laf ediyorsun. Doğrudur
açlıktan nefesim kokuyor olabilir... Bu kadarcık lüksü
haketmeyecek ne suç işlemiş olabilirim? Varsılların dünyasından
koparabildiğim tek lüksüm bu... Üstte yok, başta yok...Bu
kadarcığı da benim gibilere çok görmek, başına kakmak size ne
kadar kolay geliyor...Ben de isterdim varlıklı bir ailem olsun, ben
de isterdim bir elim yağda bir elim balda olsun... Ama kısmet,
kader işte...Yazan böyle yazmış kaderi...Elin oğlu son model
jiple ortalıkta fink atar, kimse ne kınar ne de bir laf
eder...Benim gibi bir garibe de , kıytırık bir telefonu çok
görürler...Sen de haklısın abi... sen de haklısın!...Benim
gibileri bin lira maaşa köle edenler bana verdikleri maaşın iki
katını çocuğuna cep harçlığı diye veriyor...Benim elim, kolum
,belim ağrırken onların şımarık çocukları zevk-ü sefa
içinde yaşıyor...Çalmadım, çırpmadım...israfsa kendi alın
terimle kazandığımı harcadım... İlla da kınayacaksan
kına...Beni ezikleyerek egona bir tatmin bulabildinse helal-ü hoş
olsun. Başka diyeceğim yok abi...artık ne düşünürsen düşün
biz de böyleyiz işte!..
Sustum, düşünceye
daldım...Hicap duydum...Egomun itelemesiyle gole doğru giderken
ofsayta düştüğümü farkedememişim bile...Çaylarımızdan son
yudumları alırken Necati'den kusuruma bakmamasını, beni
bağışlamasını rica ettim. Önemli değil abi, boş ver gitsin!
Dedi...Tarikat ayininde bulunma sebebini sordum. Ülkemizin dostundan
çok düşmanı varmış, ekonomik istikrar ve ülkenin selameti için
bu ayinde var olmak hayat memat meselesi kadar elzemmiş. Ekmeksiz
yaşanır, ama vatansız ve hürriyetsiz yaşanmazmış. Söz konusu
Vatan'sa gerisi teferruatmış... Hatta bir ara gaza geldi...Kulağıma
eğilip fısıltıyla '- abi iki kişinin bildiği sır değildir!'
dedi...Gayri safi milli hasıladan, sosyal adaletten, asgari ücretten
ve hatta askeri vesayetten, Ak Saray'dan, Laleli'den de bahsetti...
Marmaray'dan, hızlı trenden, yerli tanktan, helikopterden, nükleer
enerjinin öneminden, meyve sebze fiyatından ve dolardaki
dalgalanmadan...Parelel yapıdan, çelik kapıdan falan da
bahsetti...Söz uzadı uzadı....Şimdi uçağa herkes
binebiliyormuş,pek ucuzlamış!..Toki beş yüz bin den fazla konut
yapmış, THY avrupanın en büyüğü olma yolunda ilerliyormuş. 13
Yıldır parelel bankanın dışında bir tek banka batmamışmış
ve bankacılık sektörü Avrupa'dan daha iyi durumdaymış. Sanayi
ihracaatımız on yıl öncesine göre yüzde 350 artmış...Duble
yolların uzunluğu 20 bin kilometreyi geçmiş...O anlattı ben
dinledim, o söyledi ben sustum....
Sen uçağa hiç
bindin mi Necati?...Tokinin yaptığı beşyüzbin konuttan hangisine
kura çektin!...Batmayıp kar eden bankaların hangisinde kaç
kuruşun var? Hızlı trene kaç defa bindin? Duble yollardan
geçebileceğin bir araban olabilme ihtimalin yüzde kaçtır
Necati? Demedim, diyemedim...Ülkenin hayali gerçek olur Necati
sevinir...Pasta büyür Necati gururlanır...Necati bilmezki pasta ne
kadar büyürse büyüsün ona asla bir dilimden fazlası
verilmeyecek...Olsun Vatan sağolsun! Necati'ler ölmez Vatan
bölünmez!
Sahi Necati her şey
Vatan için de Vatan ne için?...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder