6 Haziran 2015 Cumartesi

NECATİ' NİN TELEFONU VE DEMOKRASİ AYİNİ!

     Demokrasicilik oyununun son kertesindeyiz. Ak koyun kara koyun yakındır aşikar olacak. Trübünler hınca hınç coşkulu kalabalıkların, taraftarların tezahüratlarıyla yankılandı. Liderler esti gürledi, coştu söyledi...Yirmi bir yaşında askerliğini yeni bitirmiş organize sanayiinde bin lira maaşla işe başlamış olan Necati de o kalabalığın arasında ünleyenlerden biriydi...
Tuttuğu takımın birinci gelmesini yürekten istiyor, Yüce Yaratana onların Galip gelmeleri için el açıp niyazda bulunuyordu. Hele, Liderim dediği kişi kürsüye doğru yönelip gözlerini kalabalığa gezdirmeye başladığında huşuya kapılıp, cezbeye tutuluyordu...-İşte ordu işte komutan! -Öl de ölelim , vur de vuralım! boğazı yırtılırcasına haykırıyordu. Bir ara Allah, Kitap sözlerinin geçtiği konuşma esnasında duygulanıp elinin tersiyle gözlerini sildiğine şahit oldum. Ara ara onun da bu coşkun insan denizini süzdüğünü ve yüz ifadesinden takımına gösterilen rağbetten oldukça sevinç duyduğunu gözlemliyordum. Necati kendini kaptırmış gidiyordu...Trans halindeydi...Başka bir boyutta, başka bir alemde yeryüzünü temaşa eder halde kendi varlığından ve gerçekliğinden sıyrılmış bir vaziyetteydi... Bu,dört yılda bir tekrarlanan bir ay kadar süren demokrasi dininin filanca tarikatının bağlılarının toplaştığı bir ayindi...Ve kalabalık insan denizi huzur bulmuş, sükuna ermiş ve sürura vasıl olmuş olarak fevc fevc ayinin bitişiyle alanı terketmeye başladı....
Bir gözlemci olarak orada bulunuyordum. Ve ilgimi en çok çeken bu gençle konuşmak ihtiyacıyla yanına sokuldum. Kendimi tanıttım ve sakıncası yoksa kendisini tanımayı istediğimi beyan ettim. Beni kırmadı ve ara sokaklardan birinde bir kafeteryada konuşmamızı sürdürdük. İsminin Necati olduğunu, dört kardeşten en büyüğü olduğunu, dört ay önce askerden geldiğini ve üç aydır da sanayide, bir firmada bin lira maaşla çalışmakta olduğunu, işinin epeyce yorucu olduğunu ama ekmek parası için çalışmak zorunda olduğunu, babasının senelerdir inşaatlarda çalıştığını pek fazla sigortalılık süresi olmadığı için emekli olamadığını ve 52 yaşından sonra, bir inşaatın 7/24 bekçiliğini 1200 lira maaş +sigortaya yapmak zorunda olduğunu çaylarımızı yudumlarken sohbet havasında öğrendim. Diğer üç kardeşi okula gidiyormuş. Annesi haftada iki gün Ümitköy'de bir zengin hanımın villasına 80 lira yevmiyeyle temizliğe gidiyormuş. Lise sonda okuyan kardeşi ve lise birinci sınıftaki kardeşi okula servisle gidip gelmek zorundaymışlar ve her ay 380 lira servis parası veriyorlarmış. Allah'tan yedinci sınıfa giden kardeşinin okulu eve yakınmış. Evleri Filanca mahallesinde bahçe katındaymış 325 lira kira veriyorlarmış. Lise sondaki kardeşinin biriken dershane borcunu kapattıklarında rahata ereceklermiş. Bir ara telefonu çaldı Necati'nin...-Pardon abi kusura bakma dedi elini cebine attı, son model dev ekran, pek afilli bir telefon çıkardı, gelen mesajmış, hemen bakıp tekrardan cebine tıkıştırdı. Şaşkın bakışıma o da -Ne oldu abi der gibi bir bakışla karşılık verdi. Ben de eveleyip gevelemeden , söylemem gerektiğini zanettiğim ve bir çok insanın da söyleyebilmeyi içinde bir uhde olarak saklayıp barındırdığı o beylik lafını söylemek için zemin arayışına mahsup; - Telefonun pek güzelmiş, kaç para bu alet? - Abi kampanyadan aldım aylık 60 lira taksitle... Birazcık salvomu boşa çıkmış hissettim ama yine de söylemem gerekeni söyleyecek ve içimde bir sızı olarak kalmış olan o lafı cuk diye olmasa da yerine oturtacaktım. Toparlanmak için şöyle bir – hımmm! Dedim. Ve başladım.- Yarım saattir seninle sohbetteyiz Necati...Söyleyeceklerime lütfen darılıp, gücenip, sakın alınma!... -Tabi abi estağfirullah buyur!...Şimdi ; de bakalım totalde senin bu makinenin fiyatı kaç lira? Yani bir cep telefonu mağazasından ben bunu almaya kalksam ne kadar öderim?... Gözlerimi gözlerine diktim ve görmeyi istediğim o suçluluk bakışını bizzat müşahede ettim. Yüz renginin pempeye çaldığını, dudaklarının titremeye başladığını ve hatta nefes alıp verişindeki ritim değişmesini bile farkettim. Mahçup ve suçlu bir ifadeyle, kısık ve titrek bir ses tonuyla - 1750 lira abi! dedi, başını önüne eğdi...Oldukça savunmasız bir haldeki kaleciyle karşı karşıya kalmış olan, karşı takımın forvet oyuncusu gibi hissettim kendimi ... Altın gol olmasa da bir gole doğru gittiğim muhakkaktı. Ve gelişine var gücümle ağlara doğru şutladım... - Ayranın yok içmeye Necati...., bu ne perhiz bu ne lahana turşusu...Açlıktan nefesin kokuyor, böyle bir telefonla senin ne işin olur Necati? Hiç yakışık alıyormu...? Yazık değil mi babana, günah değil mi anana?... Aslan gibi delikanlısın, iyisin hoşsun, lakin hiç yakışık alıyor mu bu yoklukta, böylesi dar bir zamanda senin böyle bir telefona meyletmen? Ha yiğidim söyle bakalım senin gibi bir fukaranın harcı mıdır böyle havalı bir telefonla gülüp eğleşmek, gününü gün, bu günün dün etmek?...Derin bir sükuna daldı...Nefesini kontrol etme gayretiyle bir süre başı eğik bekledi. Hatta o kadar bekledi ki hiç bir şey demeyecek, sonsuza dek orada öylece başı önünde bekleyecek sandım. Başını kaldırdı, yüzüme baktı. Simasında son nefeslerini huzur içinde veren piri fanilerin huzur bulmuş mütevekkil hali vardı. -Söyleyeceklerim var dinler misin beni abi?...- Elbette Necati'ciğim seni dinliyorum...- Plastik bir top için ağladın mı sen hiç? - Hatırlamıyorum! -Ben ağladım abi.... -Bisikletin oldu mu abi senin? - E tabi oldu her çocuğun olduğu gibi.. - Benim hiç bisikletim olmadı abi... 13-14 yaşlarındaydım...Arkadaşlarımın çoğunun bisikleti vardı ve onların bisikletine binebilmek için fino gibi gezerdim peşlerinde... Babam alamazdı, parası yoktu... Ben iki yıl boyunca defalarca rüyamda bisikletim olduğunu gördüm. En sonuncu rüyamı babama anlattığımda babamdan dayak yedim. Bir daha da bisiklet rüyası görmedim. Rüyamdan, hayallerimden bisikleti çıkardım. Şimdi de hayallerim var, hayattan olmasını ümit ettiğim beklentilerim var. Bin liralık kazancımın yalnızca 200 lirasına sahibim. Bu parayla araba alamam, ev alamam, iş kuramam, hayal bile kuramam! Arkadaş ortamında tek seferde uçar gider bu para... Aileme destek olmak zorundayım. Annemin temizliğe gittiği evde benim akranım bir genç varmış, özel bir üniversitede okuyormuş, babası okuluna rahat rahat gidip gelsin diye 45 bin lira verip spor bir araba almış daha okula başladığı yıl... Ve günlük de cebine 40-50 lira harçlık koyuyormuş...Benim alın terimle kazanamadığım para elin oğlunun elinin kiri bile olamıyor abi...Şimdi sen kalkmış benim, emeğimle sahip olabildiğim, ulaşabildiğim bu lükse laf ediyorsun. Doğrudur açlıktan nefesim kokuyor olabilir... Bu kadarcık lüksü haketmeyecek ne suç işlemiş olabilirim? Varsılların dünyasından koparabildiğim tek lüksüm bu... Üstte yok, başta yok...Bu kadarcığı da benim gibilere çok görmek, başına kakmak size ne kadar kolay geliyor...Ben de isterdim varlıklı bir ailem olsun, ben de isterdim bir elim yağda bir elim balda olsun... Ama kısmet, kader işte...Yazan böyle yazmış kaderi...Elin oğlu son model jiple ortalıkta fink atar, kimse ne kınar ne de bir laf eder...Benim gibi bir garibe de , kıytırık bir telefonu çok görürler...Sen de haklısın abi... sen de haklısın!...Benim gibileri bin lira maaşa köle edenler bana verdikleri maaşın iki katını çocuğuna cep harçlığı diye veriyor...Benim elim, kolum ,belim ağrırken onların şımarık çocukları zevk-ü sefa içinde yaşıyor...Çalmadım, çırpmadım...israfsa kendi alın terimle kazandığımı harcadım... İlla da kınayacaksan kına...Beni ezikleyerek egona bir tatmin bulabildinse helal-ü hoş olsun. Başka diyeceğim yok abi...artık ne düşünürsen düşün biz de böyleyiz işte!..
Sustum, düşünceye daldım...Hicap duydum...Egomun itelemesiyle gole doğru giderken ofsayta düştüğümü farkedememişim bile...Çaylarımızdan son yudumları alırken Necati'den kusuruma bakmamasını, beni bağışlamasını rica ettim. Önemli değil abi, boş ver gitsin! Dedi...Tarikat ayininde bulunma sebebini sordum. Ülkemizin dostundan çok düşmanı varmış, ekonomik istikrar ve ülkenin selameti için bu ayinde var olmak hayat memat meselesi kadar elzemmiş. Ekmeksiz yaşanır, ama vatansız ve hürriyetsiz yaşanmazmış. Söz konusu Vatan'sa gerisi teferruatmış... Hatta bir ara gaza geldi...Kulağıma eğilip fısıltıyla '- abi iki kişinin bildiği sır değildir!' dedi...Gayri safi milli hasıladan, sosyal adaletten, asgari ücretten ve hatta askeri vesayetten, Ak Saray'dan, Laleli'den de bahsetti... Marmaray'dan, hızlı trenden, yerli tanktan, helikopterden, nükleer enerjinin öneminden, meyve sebze fiyatından ve dolardaki dalgalanmadan...Parelel yapıdan, çelik kapıdan falan da bahsetti...Söz uzadı uzadı....Şimdi uçağa herkes binebiliyormuş,pek ucuzlamış!..Toki beş yüz bin den fazla konut yapmış, THY avrupanın en büyüğü olma yolunda ilerliyormuş. 13 Yıldır parelel bankanın dışında bir tek banka batmamışmış ve bankacılık sektörü Avrupa'dan daha iyi durumdaymış. Sanayi ihracaatımız on yıl öncesine göre yüzde 350 artmış...Duble yolların uzunluğu 20 bin kilometreyi geçmiş...O anlattı ben dinledim, o söyledi ben sustum....
Sen uçağa hiç bindin mi Necati?...Tokinin yaptığı beşyüzbin konuttan hangisine kura çektin!...Batmayıp kar eden bankaların hangisinde kaç kuruşun var? Hızlı trene kaç defa bindin? Duble yollardan geçebileceğin bir araban olabilme ihtimalin yüzde kaçtır Necati? Demedim, diyemedim...Ülkenin hayali gerçek olur Necati sevinir...Pasta büyür Necati gururlanır...Necati bilmezki pasta ne kadar büyürse büyüsün ona asla bir dilimden fazlası verilmeyecek...Olsun Vatan sağolsun! Necati'ler ölmez Vatan bölünmez!

Sahi Necati her şey Vatan için de Vatan ne için?...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder