26 Temmuz 2015 Pazar
KARA KOYUN ETLİ OLUR!
Düğün
sezonu mübarek Ramazan ayı münasebetiyle epeyce kesada uğradı. Hafta sonlarında
cuma akşamından başlayıp pazar öğlesine kadar süren elektro bağlama ve darbuka
eşliğindeki kına gecesi ve düğün merasimleri epeyce bir ara verdi. Hafta
sonlarımız sessiz ve sakin geçti. Bayram ertesine sarkan onlarca düğün ve merasim
var. Tahminim o ki bir aylık açlığın ve susuzluğun ardından ilk hafta sonunda
saza, darbukanın ritmine ve Ankara oyun havalarının hepsine doyacağız. Bazı
sokaklarımız mevcut düğün merasimi sebebiyle kiralık plastik masa ve
sandalyeler marifetiyle trafiğe kapatılacak. Hasta yatağında inleyen yaşlı
Kezban teyzenin iniltileri bağlamanın dıngırtısında eriyip gidecek. Nöbetten
henüz gelmiş olan polis memuru Hakan, gece vardiyasından yeni dönmüş olan
Mehmet usta bir damlacık uyku hasretiyle başını duvarlara vuracak. Sazına da
sözüne de, kınasına da, düğününe de okuyup bir güzel üfleyecek. Sokağın öbür
başında 76 yaşında hayata gözlerini yummuş olan Necati dedenin cansız bedeni
gözyaşları ve dualar eşliğinde cenaze arabasına konurken elektro bağlamanın
tellerinde - Ankara'nın bağları ,büklüm büklüm yolları avaz avaz
çınlayacak...Genç, yaşlı, evli,bekar, güzel çirkin plastik sandalyelerin
çevirdiği alanda kollarını açıp parmak şıklatacak, gerdan kıracak, bel
kıvıracak hiç değilse oturduğu plastik sandalyeden el çırpıp ritim tutacak.
Yüzlerde dingin gülücükler, sözlerde şen kahkahalarla gülüp eğlenecek...Ankara
düğünleri ve oyun havalarıyla yaza yine damga vuracak. ' Atım araptır benim
aman aman....Haydi yüküm şaraptır benim canım vay vay...' 'Kara koyun etli olur..
Kavurması tatlı olur... 'Ankara'nın bağları, büklüm büklüm yolları...' ' Ali
dayı, Ali dayı...' 'Seni hain topal...' Ve hatırımda tutamadığım yüzlerce
birbirinden ilginç söz ve müziğe sahip genel adıyla Ankara Oyun Havaları
dediğimiz müzik tarzı.... Biraz arabeskimsi, biraz oryantalimsi hayatı tespih
yapıp sallayabilen, kankayı kardaş deyip kucaklayıp öpen müzik
çeşidi...Ankara'lı olmayı bir ayrıcalık, Ankara'lı olmayı delikanlılık addeden
bir söyleme vurgu yapan etnik müzik...İçinde bolca rakı-şarap geçen, açıktan
açığa erotizm ve cinsellik barındıran, baldıza bakışın açısını yüzseksen derece
çevirmeye uğraşan bir ekol... Her şeyi boş ver, ye iç, seviş ve oyna...Tofaşkla
özdeşleşen, eski kasa BMV de kendini ifade edebilen, asfaltı ağlatanların
yegane müziği... Dine karşı olmayan ama her fırsatta dinin buyruklarını
nakaratlarına meze yapan, namussuzluğu yüceltmeyen ama sözleriyle eşeğin aklına
karpuz kapuğunu enjekte etmeye çalışan bir tarz. Zevk, sefa vur patlasın çal
oynasın, içelim güzelleşelim, alem buysa kral benimcilerin ruhunun biricik
gıdası....Amatör cevherlerin şöhrete varabilmek için adeta tırmanmak zorunda
kaldıkları ilk basamak...Bağlamaya gönül vermişlerin çalabildiklerini
kanıtlamak için dıngırdatmaya mecbur kaldıkları aşinalığı bol olan zaruret
müziği... Takım elbise,üç düğmesi çözülü beyaz gömlek, sol bilekte altın künye,
boyunda zincir, sağ bilekte otuzüçlük tespih, ayaklarda siyah rugan...ve
hafifçe kirli sakal ve bıyık uçları aşağı sarkık oldu mu tamamdır...Meşhur
Ankara bebesi profili başarıyla oluşturulmuştur. Sırada 95 model BMV var ki
asfaltı ağlatmadan iş tamama ermiş olmaz...Beş koltuğun beşi de Ankara bebesi
profilinde er kişilerce zaptolunmuş olmalı...Bagajın yarısı devasa ses
sistemiyle işgal edilmiş olmalı ki bangırdayacak olan müziği tüm bir mahalle
net olarak duyup anlayabilsin...Delikanlılığın kitabının müellifi olmaya namzet
genç kardeşler işte bu kardeşler...Arazide bir kenara arabayı çekip üçer beşer
bira devirmeden misyon hakkıyla yerine getirilmiş olmaz...Birazcık kavga ve birazcık
aksiyon da gerekebilir zaman zaman ki alkolün kana karışması aksiyonu icra
edebilecek ivmeyi sağlamaya birebirdir. Finali karakolda bir gecelik
nezarethane misafirliği olarak kurgulamakta sakınca yoktur , isabetlidir.
Müziğin bir ruhu vardır...Sazın, ritmin bir ruhu vardır...Kulağa hoş gelen
ritmik sesler kompozisyonunun genel adıdır müzik...Sözler müziğin giydiği
elbiselerdir...Bu minvalden bakarsak umumu itibariyle Ankara Oyun havalarının
müziğine giydirilen elbiseler cuk diye oturmaktadır. Zaman zaman moda ikonu
giyimine bürünüp farklılık gösterse de genel istikrarını her vakit katı bir
şekilde korumaktadır. Maço...kof ve fos...Ruha bir şey vermeyen...Rüküşlük ya
da şıklık iddiasında olmayan kendi başına bağımsız bir ekol olmayı
sürdürecektir. Yeni şöhret adaylarının can simidi, kına gecelerinin veli
nimeti, düğünlerin vazgeçilmezi olmaya devam edecektir. Yeni beste yaptım oldu
mu olmadı mı, söz yazdım ulan...gibi naralı ve cesur...Savaşmadan sevişmeye,
vermeden almaya devam edecek...Yeni starını en tepeye taşımasa da ayak altında
zebun olmasına da göz yummayacaktır.... Ah dubara...vay vay dubara...aşkımı
bastım duvara, seni sevdiğim numara....Allahsız dubara....La bize her yer
Ankara!.. Yüce Allah başka dert vermesin.
USTA MİLLETİ VE MİLLETİN İLLETİ!
Adam dert yanıyor: ' Onbeş gündür ev bu halde, yıllık iznim
bitti gitti bizim evin tadilatı, tamiratı bitmedi. Memlekette işini adam gibi
yapan usta kalmamış. İşi alırken ; şöyle yaparız abi böyle ederiz abi, on gün
bilemedin oniki günde cillop gibi teslim ederiz abi.. Kardeşim sen söyle şimdi
bu mu cillop gibi iş, hele bak şu fayansın haline!...Gittim fayansın en
kalitelisini aldım, kalekimin en iyisini aldım şu ustanın yaptığına bir
bak...Verdiğim paraya mı yanayım, çektiğim perişanlığa mı, ortaya çıkan şu
rezil işçiliğe mi?...Lafa gelince mangalda kül bırakmıyorlar, iş icraata geldi
mi keme de küme de kıvırıyorlar. Fayans olmadı da alçı boya iyi mi oldu? O da
ayrı rezalet...Güya bizim duvarlar çok bozukmuş alçı çekilip düzeltilmesi
gerekiyormuş. Tamam! Usta sensin ne gerekiyorsa yap dedim, parasına pazarlık
bile etmedim... Al görüyorsun duvarların halini, köşelerin yamul yumul
şeklini... Yok kardeşim bu memleket düzelmez!...Hele usta milletine hiç
güvenilmez...Şimdi nasıl helal edeyim ben verdiğim onca parayı...ben de
sokaktan toplamıyorum ki...Haram zıkkım olsun, güle güle yemesinler!... Serbest
piyasa şartlarında işini hakkıyla yapmayan layığını muhakkak bulur. İşi, ekmeği
kesilir ve bir şekilde serbest piyasa onu saf dışı eder. Adalet gecikerek de
olsa tecelli eder. Ucuz sirkeyi bala tercih eden taliplerden başka talep
edenleri olmaz...Ve zaman içinde silinir giderler. Köşe başlarını tutmuş
olanlar için serbest piyasanın yapabileceği pek fazla bir şey yoktur. Helal
kazancın geri plana itildiği, ahlaki yapının dip yaptığı zaman dilimindeyiz.
Önemli olan kazanmak, çok kazanmak ve daha da çok kazanmak olarak insanların
hedeflerinde baş köşeye oturtulmuşsa helalinden kazanmak şartının esamesi bile
okunmaz.Salla başı al maaşı zihniyetindeki kişilere helal kazancın vereceği
huzuru izah edemezsiniz. Onun başını sallayıp maaşını almaktan daha önemli bir
önceliği yoktur. Usta milletine çil çil paralar sayıp döken kamu personeli
vatandaş devleti aliyede işgal etmiş olduğu masasının, oturduğu sandalyenin
hakkını vermekte midir? Sabah sekiz, akşam beş...Şefe gülücük, müdüre selam,
Ahmet beye öpücük, doktorcuğum bana üç gün istirahat yaz...Ay başı geldi mi git
hesaptan çek ananın ak sütü gibi helal kazancını...Sonra de ki işini adam gibi
yapan usta kalmamış, bu adamların aldığı para haram!...Ey köşe başındaki resmi
kurumda çalışan zat-ı muhterem peki senin kazancın, aldığın para helal mi?
İşini layıkıyla yapıyor musun? Bu işler narin bu gün olmaz yarın deyip
vatandaşı yokuşlara sürüyor musun? Sırtını yaslayıp gerine gerine oturduğun
koltuktan yassah hemşerim! Diyor musun? Orada lutfen mi bulunduğunu
zannediyorsun? Senin işini savsaklayan usta sadece senin hakkına girerken sen
işini savsakladığında binlerce insanın hakkına girmekte olduğunun şuurunda
mısın? Aldığın paranın karşılığını verebiliyor musun? Camisine müşteri
bulamayan hoca efendi dert değil değil mi iki saf olmuş,üç saf olmuş...iş
yapmıyor diye cami kapanacak değil ya...Kendini geliştirmen için bir sebep
yok,memleketi kurtaracak olan sen de değilsin. Varsın okuduğun ezan kulak
tırmalayan bir ahenksizlikte olsun, varsın kıraatın tecvit, mahreç hatalarıyla
dolu olsun...Başında amir yok, müdür yok. Vatandaş desen zaten dinden,
Kuran'dan anlamaz...Kıldır beşi, bil işi...Ölen olursa sala, evlenen olursa dua
, gelsin ekstralar...Eh vazifen zor, yükün ağır...Hiç bilenlerle bilmeyenler
bir olur mu? Yandın sen hoca efendi...Çıktığın kürsünün hakkını vermiyorsan ve
bunun için de kaygı duymuyorsan yandın sen!...Belki müftü efendi sormaz, belki
diyanetten kimsenin haberi olmaz amma gel gör ki Allah kesin sorar. Kim nerede,
ne için bulunuyorsa onun için bulunmalıdır...Çoban koyun otlatsın, öğretmen
öğretsin, imam rehberlik etsin...Hırsız çalsın, katil öldürsün, palyaço
güldürsün...Hak isterken önce hak vermek gerek. 'Dövlet bize bahmiir!' demek
marifet değil...Sen vatandaşlık görevini yap sonrasını talep et. Ekmeden
biçmek, biçmeden ekmek olmaz. Yeniden helal kazanç yüceltilmeli...Emekçi için
de fabrikatör için de...Yaptığı işin hakkını vermeyen emekçi kazancına haram
bulaştırmıştır... Emekçinin hakettiğinden azını veren fabrikatör haramzadedir.
Korumayan polis, öğretmeyen öğretmen, gütmeyen çoban, kaytaran işçi-memur helal
kazancı ıskalamıştır. Şimdi bir soran olmasa da öbür tarafta muhakkak sorulacak
. Helalinden kazanıp, helaline sarfetmeniz dileğiyle...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)