13 Aralık 2012 Perşembe

KADINA ŞİDDET


      Haber bültenlerinin  vazgeçilmez klasiği haline geldi  ‘kadına şiddet’ haberleri. Dünyadan az haberim olsun diye televizyonu açıyorsun ve başlıyor haberin olmaya… İktidardan haberler, muhalefetten seçmeler, yağmurdan hasıl afetler, trafik canavarından can alıcı görüntüler, kameralara takılan hırsızlık anları…Ve kadına yönelen şiddetin haberi…
     Kadına yönelen şiddet yeni bir şey değil toplumumuzda. Çok bilen, çok yaşamış, gün görmüş, feleğin çemberinden geçmiş büyüklerimiz, bu şiddeti ve hiddeti masumane bir tabirle yıllar yılı örtbas etmiş ve kabullendirmişler şiddete maruz kadınlarımıza. Bohçasını alıp baba evine dönen evladına, evin annesi yahut ninesi uzun uzun nasihatin ve öğüdün ardından  - kocan değil mi, döver de sever de!  buyurmuşlar. Ve bu kapıdan kendisine bir  damla umut, bir nefeslik sığınma payı dahi olmayacağını bildirmişler. Yıllar, bu kabullenişle gelmiş geçmiş… Koca bu dövecek de, sevecek de… Sevildiğinde mutlu olmuş, dövüldüğünde sessiz kalmış binlerce kadın, başa gelen çekilir demiş ve çekmiş de çekmiş.
     Bir baba nasihatidir annelerimizin hatıratında:  ‘kızım bu evden duvağınla çıkıyorsun geri dönüp gelişin de ancak kefeninle olur! ‘ sözü. Ölmeden dönemezsin…Ölmeyi isteyip ölemeyenler, canına tak edip intihara kalkışanlar…İtilen, kakılan, aşağılanan binlerce kadın hikayesi var. Hem sevecek, hem dövecek… ve kadın, bunu kabullenecek…Hep sevse olmaz  mı?  Olmaz…Sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmayacak…Neden ama neden? Öyle buyurmuşlar, böyle uygun görmüşler.
    Dayak da yetmez bazen… canından da etmeli kadını…ve kadın canından da edilir bir caninin öfkesiyle. Geçinemiyoruz, anlaşamıyoruz, ayrılalım, herkes kendi yoluna gitsin… olmaz! ya  benimsin ya toprağın… Medenice ayrılmak ne mümkün illa bir zarar verecek. Aptal bir gurur yapacak ve kadının dünyasını ya değiştirecek ,ya karartacak şizofren ruh yapılı, depresif  psikopat.
    Gücü evdeki çaresiz kadına yetiyor ahmağın. Ona karşı elde ettiği fiziki üstünlük egosuna ve ezilmişliğine tarifsiz bir tatmin duygusu yaşatıyor anlaşılan. İrade zaafiyetini, dirayetsizliğini, kifayetsizliğini ona uyguladığı şiddet ve mukavemetle örtmeye, gizlemeye çalışıyor. Güçlüyüm ezerim, haksız olsam bile cebren haklı hale gelirim diyor. Konu komşu ne yapıyor peki bunca bağrış çağrış, feryat- çığlık arasında? Karı-koca arasına girilmez diyor, bir kenarda sessiz sedasız olan biteni izleyip yorum yapmakla yetiniyor. Kadın meydan dayağı yiyor, cümle alem izliyor. Bu mu gerçek? Evet bu!
    Şiddet her yanımızdan akıyor. En kolay şiddet kadına uygulanan şiddet.  Büyük balık küçük balığı yutarmış. Sessiz yığınlar var haber olamayan henüz haber olma değerini elde edememiş, haber olma kıvamına gelememiş yığınlar. Kadın dayak yer susar…anne-baba susar, toplum susar. Aile içinde olur böyle şeyler, denir ve geçiştirilir. Aman yuva yıkılmasın, aman laf söz olmasın, aman namusumuza halel gelmesin der ve susar…Ve kadın, finalde öldürülür film, kopar. Film biter. Bir hayat daha haksızca, zalimce son bulurken sessiz halk yığınları ses verir: lanet olsun, kadına şiddete hayır, Ayşeler ölmesin… Bir eylemde pankartta ismi yer alır kadının ve haber olur haber bültenlerinde…Hepimizin de  yeni bir haberi olur izleyecek…
Kadına şiddete hayır! Bir slogandan ibaret. Ötesine geçmeden bu şiddetin sonu gelmeyecek. Bu mesele devlet eliyle çözülecek bir mesele değil. Devletin mutlaka katkısı gereklidir fakat bir başına devletin koruma ve kolluk gücüyle her bir müşküle cevap vermesi imkan dışıdır. Toplum olarak etrafımızda olabilen bu tür olaylara sessiz kalmayarak bu şiddetin azalmasında payımız olabilir. Devlet de işi sadece kolluk gücü ve koruma tahsisiyle sınırlandırmamalı. Şiddetin maruz kalanından önce şiddete meyli olanı incelemeye almalı. Sebepleri  iyi tahlil edilmeli, bu kişileri, bu olağan dışılığa iten etkenler iyi incelenmeli  ve genel bir sebepler haritası çıkarılıp, ona yönelik gerekli tedbirler alınmalı. Psikolojik destek ve tedavi gerektirenler iyi tespit edilmeli, tedavisi mümkün olanlar tedavi edilmeli. Babacanlık, bilir kişilik, sulh etme yolu bir iş güzarlık eseri olarak ortaya çıkmamalı. Reel ve objektif olarak, ehil kişilerce, yapılması gereken yapılmalı. Dayak yiyen bir kadın karakola sığınıp, karakol amirince barıştırılıp gönderildikten sonra akşama tabutuyla imam efendinin önünde yer almamalı. Kadını ve aileyi nasıl korumak gerekiyorsa öyle korumalı. Pansumanla, ağrı kesiciyle geçiştirilmemeli. Bu, toplumumuzun kanayan bir yarası, toplumumuzun bir utanç vesikası.  Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir. Şiddete meyli olan, hak etmişse devlet eliyle köteği de yemelidir.
     Şiddete ve dayağa maruz kalan hangi bir kadına yetişecek devletin şefkatli eli? Şizofren halk kitlelerine hangi psikiyatr tedavi uygulayacak?  Kadına şiddetin haberini yapan televizyonlarımız, kadına şiddetin dizisinden vazgeçebilirler mi acaba? Sanmam.  Altın yumurtlayan tavuk kesilir mi? Elbette kesilmez. Tavuğu yemleyen yemi kesmezse tavuk altın yumurtlamaya devam eder. Ve biz de her bir kadın dramı haberinde vah tüh nidalarıyla timsah gözyaşları dökmeye devam ederiz.

6 Aralık 2012 Perşembe

PEMBE GiYMİŞ SİYASET VE ÇIPLAK GERÇEK



    ‘ Kurtar bizi baba!’  Feveranı  uzun yıllar önce  miting meydanlarının en aşina sloganıydı...Biz belki o meydanlarda bu şekilde haykırıp, bağırmadık, ama o zamanları yaşamış olan, o meydanlarda bu sloganı  haykırmış olan büyüklerimiz vardır muhakkak. Kurtar bizi baba!...
     Siyaset  ve politika, kelime  olarak farklı anlamları içerseler de  bizim için ifade ettikleri mana aynıdır. Siyaset :Gütme, yönlendirme, idare etme, yönetme, bakım ve ihtiyaçlarını karşılama anlamlarını da taşır. Siyaset, mantık olarak basit, uygulama ve pratik olarak çetrefil bir sanattır. Kelimenin kökünde seyislik vardır. Seyis ;at bakıcısı demektir. Atın beslenmesi, güdülmesi, tımarı, eğitilip terbiye edilmesi seyisin işidir… At vardır uysaldır, at vardır huysuzdur. Seyis her birine ayrı muamele ile onları terbiye eder. Onların dilinden anlayamazsa muhtemeldir ki çifteyi yer ve seyisliğe ya ara verir ya da tamamen terk eder.
     Siyaset, kitlelerin zaaflarını, beklentilerini, ümitlerini, çıkmazlarını ve hayallerini bir senfonin notaları gibi kullanma sanatıdır. Sosyal yaşamda  ortaya çıkan her olay, yaşanan her türlü sorun ve kitlelerin değişen beklentileri  siyasetin alanına girer ve ona geniş bir manevra sahası açar. Öncelikleri çatışan tüm kitlelere, bir şeyler vadedebilmektir siyaset. Ne şiş yansın ne kebap deyiminin gereğini  icra edebilme inceliğidir. Ağa da küsmesin, maraba da…İşçi de gücenmesin patron da…
     Siyaset  zaman zaman korkular üzerine inşa edilir. Ölüm mü sıtma mı hangisini dilersin denilir halk yığınlarına…İlla birini seçeceksin hem sen seçmesen de birilerinin seçmiş olduğu idareciler tarafından yönetileceksin. Herkese refah, herkese huzur vaadiyle teveccüh toplar siyasetçiler…Mavi boncuk her zümreye, her  kesime  dil, din, ırk, nesep ve mezhep ayrımı olmaksızın dağıtılır da dağıtılır.  Terörün  belini kıracağız, ekonomiyi  tavana vuracağız, kişi başı milli geliri  bilmem kaç bin dolara uçuracağız…Vaatte  bulunmak  siyasete ve siyasetçiye bir şey kaybettirmez, aksine  prim yaptırır puanını artırır. Bir ev bir araba anahtarı vaadiyle iktidar ipini göğüslemiş siyasetçilerimiz bile oldu vakti zamanında… Milletin saflığından değildi bu inanış. Qrtada ümit vadeden birileri olmadığındandı bu teveccüh belki de… Siyaset , kitlelerin ümidi olabilmektir yeri geldiğinde.
   Dün siyah dediğine bu gün her şey üzerine ant  içip  bu beyazdır  diyebilmektir siyaset. Ben aslında şöyle dedim de siz böyle anladınız. Beni yanlış anladınız ben onu şu maksatla söylemiştim de bu medya şuraya çekti demektir siyaset…Acılı bir anneyle gözyaşı dökebilmek…filanca şölende halay çekebilmektir siyaset… Düğüne giden oynar, cenazeye giden ağlardır siyaset. Bir fakirin sofrasında oturup bir iki lokma bir şey yemekten ne çıkar zehir değil ki öldürsün… Bir ihtiyarın omuzunu sıvazlayıp, bir yaşlı ninenin elini öpmekten ne olur…Siyasetin gereği neyse yapılır…Şirin gözükmeli ,şirinleşmeli siyasetçi dediğin. Yeri geldi mi şaka yapmalı, yeri geldi mi de  esip gürlemeli icabında…Bir illüzyon ustalığıdır siyaset…Var olmayanı  varmış gibi sunabilmek ve ona başarı öyküleri döktürebilmektir maharet. İkna olmaya hazır yığınlar çizilen pembe tabloların hayaline dalar gider…
  Ekonomimiz çok iyiymiş, ihracat şu kadar artış göstermiş…Bankalarımız batmıyor kar üstüne kar rekorları açıklıyormuş. İşsizlik bilmem şu kadar gerilemiş… Ey asgari ücretli senin ekonomin nasıl? Sen ona bak. Bankanın karından senin cebine giren ne…ekonomik veriler tavan yapsa sana ne? Milli gelirden payına kaç dilim ekmek düştü?  Sen marketten  alacağın şeylerin tek tek etiketine bakan kişisin. Sanayinin ihracat patlaması neyine?  Herkes hayatını yaşarken, siyasetçi,   nerden bilsin senin hayatla boğuştuğunu.