Haber
bültenlerinin vazgeçilmez klasiği haline
geldi ‘kadına şiddet’ haberleri.
Dünyadan az haberim olsun diye televizyonu açıyorsun ve başlıyor haberin
olmaya… İktidardan haberler, muhalefetten seçmeler, yağmurdan hasıl afetler,
trafik canavarından can alıcı görüntüler, kameralara takılan hırsızlık anları…Ve
kadına yönelen şiddetin haberi…
Kadına yönelen
şiddet yeni bir şey değil toplumumuzda. Çok bilen, çok yaşamış, gün görmüş,
feleğin çemberinden geçmiş büyüklerimiz, bu şiddeti ve hiddeti masumane bir
tabirle yıllar yılı örtbas etmiş ve kabullendirmişler şiddete maruz
kadınlarımıza. Bohçasını alıp baba evine dönen evladına, evin annesi yahut
ninesi uzun uzun nasihatin ve öğüdün ardından
- kocan değil mi, döver de sever de!
buyurmuşlar. Ve bu kapıdan kendisine bir
damla umut, bir nefeslik sığınma payı dahi olmayacağını bildirmişler.
Yıllar, bu kabullenişle gelmiş geçmiş… Koca bu dövecek de, sevecek de…
Sevildiğinde mutlu olmuş, dövüldüğünde sessiz kalmış binlerce kadın, başa gelen
çekilir demiş ve çekmiş de çekmiş.
Bir baba
nasihatidir annelerimizin hatıratında: ‘kızım
bu evden duvağınla çıkıyorsun geri dönüp gelişin de ancak kefeninle olur! ‘
sözü. Ölmeden dönemezsin…Ölmeyi isteyip ölemeyenler, canına tak edip intihara
kalkışanlar…İtilen, kakılan, aşağılanan binlerce kadın hikayesi var. Hem
sevecek, hem dövecek… ve kadın, bunu kabullenecek…Hep sevse olmaz mı?
Olmaz…Sırtından sopa, karnından sıpa eksik olmayacak…Neden ama neden?
Öyle buyurmuşlar, böyle uygun görmüşler.
Dayak da yetmez
bazen… canından da etmeli kadını…ve kadın canından da edilir bir caninin
öfkesiyle. Geçinemiyoruz, anlaşamıyoruz, ayrılalım, herkes kendi yoluna gitsin…
olmaz! ya benimsin ya toprağın… Medenice
ayrılmak ne mümkün illa bir zarar verecek. Aptal bir gurur yapacak ve kadının
dünyasını ya değiştirecek ,ya karartacak şizofren ruh yapılı, depresif psikopat.
Gücü evdeki
çaresiz kadına yetiyor ahmağın. Ona karşı elde ettiği fiziki üstünlük egosuna
ve ezilmişliğine tarifsiz bir tatmin duygusu yaşatıyor anlaşılan. İrade
zaafiyetini, dirayetsizliğini, kifayetsizliğini ona uyguladığı şiddet ve
mukavemetle örtmeye, gizlemeye çalışıyor. Güçlüyüm ezerim, haksız olsam bile
cebren haklı hale gelirim diyor. Konu komşu ne yapıyor peki bunca bağrış
çağrış, feryat- çığlık arasında? Karı-koca arasına girilmez diyor, bir kenarda
sessiz sedasız olan biteni izleyip yorum yapmakla yetiniyor. Kadın meydan
dayağı yiyor, cümle alem izliyor. Bu mu gerçek? Evet bu!
Şiddet her
yanımızdan akıyor. En kolay şiddet kadına uygulanan şiddet. Büyük balık küçük balığı yutarmış. Sessiz
yığınlar var haber olamayan henüz haber olma değerini elde edememiş, haber olma
kıvamına gelememiş yığınlar. Kadın dayak yer susar…anne-baba susar, toplum
susar. Aile içinde olur böyle şeyler, denir ve geçiştirilir. Aman yuva
yıkılmasın, aman laf söz olmasın, aman namusumuza halel gelmesin der ve
susar…Ve kadın, finalde öldürülür film, kopar. Film biter. Bir hayat daha
haksızca, zalimce son bulurken sessiz halk yığınları ses verir: lanet olsun,
kadına şiddete hayır, Ayşeler ölmesin… Bir eylemde pankartta ismi yer alır
kadının ve haber olur haber bültenlerinde…Hepimizin de yeni bir haberi olur izleyecek…
Kadına şiddete hayır! Bir slogandan ibaret. Ötesine geçmeden
bu şiddetin sonu gelmeyecek. Bu mesele devlet eliyle çözülecek bir mesele değil.
Devletin mutlaka katkısı gereklidir fakat bir başına devletin koruma ve kolluk
gücüyle her bir müşküle cevap vermesi imkan dışıdır. Toplum olarak etrafımızda
olabilen bu tür olaylara sessiz kalmayarak bu şiddetin azalmasında payımız
olabilir. Devlet de işi sadece kolluk gücü ve koruma tahsisiyle
sınırlandırmamalı. Şiddetin maruz kalanından önce şiddete meyli olanı
incelemeye almalı. Sebepleri iyi tahlil
edilmeli, bu kişileri, bu olağan dışılığa iten etkenler iyi incelenmeli ve genel bir sebepler haritası çıkarılıp, ona
yönelik gerekli tedbirler alınmalı. Psikolojik destek ve tedavi gerektirenler
iyi tespit edilmeli, tedavisi mümkün olanlar tedavi edilmeli. Babacanlık, bilir
kişilik, sulh etme yolu bir iş güzarlık eseri olarak ortaya çıkmamalı. Reel ve
objektif olarak, ehil kişilerce, yapılması gereken yapılmalı. Dayak yiyen bir
kadın karakola sığınıp, karakol amirince barıştırılıp gönderildikten sonra
akşama tabutuyla imam efendinin önünde yer almamalı. Kadını ve aileyi nasıl
korumak gerekiyorsa öyle korumalı. Pansumanla, ağrı kesiciyle geçiştirilmemeli.
Bu, toplumumuzun kanayan bir yarası, toplumumuzun bir utanç vesikası. Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir
ile uslanmayanın hakkı kötektir. Şiddete meyli olan, hak etmişse devlet eliyle
köteği de yemelidir.
Şiddete ve dayağa
maruz kalan hangi bir kadına yetişecek devletin şefkatli eli? Şizofren halk
kitlelerine hangi psikiyatr tedavi uygulayacak?
Kadına şiddetin haberini yapan televizyonlarımız, kadına şiddetin
dizisinden vazgeçebilirler mi acaba? Sanmam.
Altın yumurtlayan tavuk kesilir mi? Elbette kesilmez. Tavuğu yemleyen
yemi kesmezse tavuk altın yumurtlamaya devam eder. Ve biz de her bir kadın
dramı haberinde vah tüh nidalarıyla timsah gözyaşları dökmeye devam ederiz.