18 Kasım 2012 Pazar

DEVE KUŞUNUN UÇUŞ DENEMELERİ 1


   Evliliği yürütmek ince işçilikli bir sanat. Açıkçası benim evliliğim uzun zamandır yürüyor. Hani insanların ilk göz ağrısı arabaları vardır… Vos vos derler tosbağa derler  o tarz. Ne  atmayı düşünürler ne satmayı…Ne de onun verdiği arızalardan, külfetlerden  usanıp bir kenara itmeyi  düşünürler. Zaman zaman onu yürütmekte,dilinden anlamakta zorlansalar da bir şekilde onu yeniden işler vaziyete getirmenin yolunu bulurlar bin bir zahmetle…Ve her defasında ona yeniden sahip olmuş olmanın sevincini aynı coşkunlukta yaşarlar. Hatıralarında onunla ilgili bin bir çeşit yaşanmış hikayeleri saklı tutarlar. Ondan bahsederken  çektikleri  meşakkatlerden bile, müşteki olmak yerine hoş bir anı olarak bahsederler. Benimkisi de öyle bir şey işte… Ölüm ayırana kadar bu hikaye devam etsin istiyorum. Acısıyla tatlısıyla…Ve bir başka mevzuyla devam etmek istiyorum.
   Geçenlerde bir yerde ‘kadının iyisi para yokken, erkeğin iyisi para çokken belli  olur’ diye hoş bir söz okumuştum. Çok doğru bir söz olduğunu  düşünüyorum…Kadın yoklukta kaybetmeye meyleder…erkek varlıkta kaybetmeye meyleder. Yokluk  kadına imkansızlıklar yaratır ve kadın bunları aşmakta çok zorlanır. İradenin bağlılığın kopma noktasıdır yokluk zamanları. Erkek içinse yokluk tam tersi bir etki yapar…Kendini desteğe, şefkate, ilgiye daha muhtaç hisseder. Düştüğü aczi eşine ve ailesine daha sıkı sarılmakla daha çok onları sahiplenmek ve beklenti olarak sahiplenilmekle örtmeye, hafifletmeye  çalışır…Erkek yaklaşır…kadın uzaklaşır…Kadın kaderin oyunlarını, hilelerini ve ördüğü ağları eşinin bedeninde ete kemiğe bürünmüş bir halde vehmetmeye başlar… Onun başarısızlıkları yüzünden, onun beceriksizliği yüzünden olmuştur tüm olanlar…Ve bu makus talihin tek müsebbibi aynı yastığa baş koyduğu eşim dediği, kocam dediği bu adamdır. Çekilen sıkıntıların ve yaşanmak zorunda olan sefil hayatın mimarı bu adamdır. Madem onun yüzündendir tüm yaşanan bu olumsuzluklar ona körü körüne bir sevgi beslemenin, boşu boşuna güven duymanın ve dolayısı ile ona yakın olmanın bir manası yoktur. Ve akabinde şikayetler şikayetler…Mukadderat buymuş diyeni nadir bulunur. Demeyeni de ağız ucuyla takdiri İlahi der. Sırf Yaratana asi olmuyormuş gibi hissetmek için.
Bazı kadınlar saçını süpürge eder…Gerçi  artık elektrik süpürgesi var. Ama  bazıları teknolojiyle barışık değildir ve saçını süpürge etmekte ısrarlıdır…Milyonda biri istisna bu gönüllü saçını süpürge etme işini  gün gelip devran döndüğünde başa kakabileceğim bir şey olsun kenarda diye yapar. (ince bir hesap ve altıncı hissin devrede ve antenlerin full açık olduğu bir demde devranın döneceğine dair sinyaller hissedilir derecede kuvvetliyse kısa bir dönem saçını süpürge etmek  doğru bir tercihtir.) Devranın döneceğine, her şeyin yoluna gireceğine dair ümitler olabildiğince zayıflamışsa ve bir mucizevi çıkıştan öte bir çıkış kapısı gözükmüyorsa… Değil saçını süpürge etmek elektrikli süpürgeyi çalıştırmaya dahi gerek yoktur. Abalıya vurma zamanıdır. Kaderin yazgının ete kemiğe bürünmüş  mağdurunu yani hikayenin sümsük herif  rolündeki kahramanını ezme, örseleme, iteleme, öteleme ve dünyaya geldiğine, hayatta var olduğuna ve yaşadığına ve onun karşısına çıktığına pişman etmek vacip olmuştur. Ve kadın  bunu bi hakkın yapar. Erkek kabullenmiştir. Söz hakkı yoktur. O dahi kendini kadınının tanıyıp tanımladığı kisvenin mümessili olarak görmeye başlamıştır…Omuzları düşmeli başını önüne eğmelidir. Dik durmaya ve muhatabının gözlerine bakıp bir küçük avuntu bir küçük sevgi, şefkat ve sadakat  emaresi aramaya cesareti ve hakkı kalmamıştır. Kadın makus talihe isyan içinde olsa da…Sümsük hikaye kahramanının karşısında muzafferdir. Onun başarısızlığı, beceriksizliği kadın için bir iktidar alanı oluşturmuştur. Hem isyanında daim hem iktidarında kaimdir artık. İç aleminde çok derin ızdıraplar vardır lakin elden gelen bir şey  yoktur talihin deveranını değiştirebilmek için. (çok uzayacağı için biraz kestirmeden gideceğim. Şimdi  devranın döndüğü deme yani kadının sınavından erkeğin sınavına geçeceğim şu an saat 01:35)
   Ve devran döner…Hikayemizin kahramanı sümsük herifimiz için talih gülücükler atmaya, göz kırpıştırmaya başlar. İşler yavaş yavaş yoluna girer. Beyimizin betine benzine kan gelir…Biti kanlanır yüzü canlanır. Gözüne fer gelir, dizine derman gelir. Ayağa kalkar dikilir…Omuzlar düzleşir…Baş geriye göğüs dışarı çıkmaya başlar. Yere sert basar…baktı mı korkusuz bakar hale gelir. Sümsük adam yiğidim aslanım civan boylum olma yolunda çok kısa zamanda çok büyük mesafeler kat eder.  Yeniden iktidarı ele geçirir kahramanımız…Sümsük herif, beceriksiz adam düştüğü yerden yiğit olarak kalkar ve doğrulur. Sevimlileşir…sempatikleşir, empatikleşir, ilgiye alakaya mazhar olmaya değer kıvama gelir. Kariyeri, bariyeri aşar… Cebi para görür…Refah onun elinden tecelli edecektir zahir… ve kadınımız şaşkındır…Bu defa boğmanın bir başka versiyonunu devreye sokmanın zamanıdır der…Ve onu ilgiye, şefkate, sadakate, sevgiye, aşka ve şehvete boğar. İktidara yakın durmak her daim kazanç getirir. Yiğidimizi kurda kuşa yem etmemek namına  kadınımız şekilden şekile girer ve bin türlü taklalar atmak zorunda olduğunu düşünür. Onu güldürebilmek, kendine, aşkla tutkuyla bağlayabilmek –ne işin var başka yerde bütün numaralar bende sende var bunun farkına…bandıra bandıra ye beni hiç doyamazsın tadıma-(yonca evcimik’in şarksı )diyebilmek için taklacı kuşlara taş çıkarır. (normaldir, olağandır öyle olmak zorundadır belki de…bkz: kepçe -kaşık hikayesi…keser döner sap döner,gün gelir hesap döner.)
    Epey zaman geçmiştir zor zamanların üzerinden…Yiğidim aslanım dimdik ayaktadır ve artık sağlam basmaktadır. Bakışları bir şahin kadar net ve çekincesizdir. Para, kariyer  ve saygınlık biriktirmiştir yeterince…Keser dönmüştür,sap dönmüştür ve hesabın dönme vaktidir yapılan ince hesapların işaret ettiğince…Bu değil, bu hiç değil, bunu beğenmedim, bunun şunu yok, beni anlamıyorsunuz, bunların hiç biri değil. Ben farklı, bambaşka şeyler istiyorum demeye başlar…Parasıyla satın alabileceği her şeye gözünü dikmeye başlar nihayetinde…En ferahından seçkin bir muhitte seçkin bir ev…bir güzel araba…güzel kıyafetler…rahat ve lüks bir yaşam…eee…beni hala anlamıyorsunuz…sinerji yok,enerji yok… ve zaten dimağının bir köşesinde saklı  kalmış aç duygular o sinerjiye can verir…bir kadın…hayır bir olmaz birkaç kadın…farklı, başka bambaşka…demeye başlar…Saçı süpürge olan evi süpürmeye devam etsin…ben saçı boyalı duruşu havalı…tırnakları ojelisine gidiyorum der…ve gider.
   Kırkına kadar deviremediği  çamları bir bir iştiyakla, aşkla ve şehvetle devirmeye başlar.Olduğundan daha genç ve dinç görünmeye özen gösterir.  Traşından,  deodorantından, parfümünden ve metroseksüel olabilmenin  hiçbir gereğinden ödün vermez.  Paralı, anlık, süreli, tadımlık zamanlar bir müddet devam eder…Bu böyle olmayacaktır…Sinerji hala telafi edilememiş bir açık bakiye olarak gözükmektedir.
  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder