Evliliği yürütmek ince işçilikli bir sanat. Açıkçası benim
evliliğim uzun zamandır yürüyor. Hani insanların ilk göz ağrısı arabaları
vardır… Vos vos derler tosbağa derler o
tarz. Ne atmayı düşünürler ne satmayı…Ne
de onun verdiği arızalardan, külfetlerden
usanıp bir kenara itmeyi
düşünürler. Zaman zaman onu yürütmekte,dilinden anlamakta zorlansalar da
bir şekilde onu yeniden işler vaziyete getirmenin yolunu bulurlar bin bir
zahmetle…Ve her defasında ona yeniden sahip olmuş olmanın sevincini aynı coşkunlukta
yaşarlar. Hatıralarında onunla ilgili bin bir çeşit yaşanmış hikayeleri saklı
tutarlar. Ondan bahsederken
çektikleri meşakkatlerden bile,
müşteki olmak yerine hoş bir anı olarak bahsederler. Benimkisi de öyle bir şey
işte… Ölüm ayırana kadar bu hikaye devam etsin istiyorum. Acısıyla
tatlısıyla…Ve bir başka mevzuyla devam etmek istiyorum.
Geçenlerde bir
yerde ‘kadının iyisi para yokken, erkeğin iyisi para çokken belli olur’ diye hoş bir
söz okumuştum. Çok doğru bir söz olduğunu
düşünüyorum…Kadın yoklukta kaybetmeye meyleder…erkek varlıkta kaybetmeye
meyleder. Yokluk kadına imkansızlıklar
yaratır ve kadın bunları aşmakta çok zorlanır. İradenin bağlılığın kopma
noktasıdır yokluk zamanları. Erkek içinse yokluk tam tersi bir etki
yapar…Kendini desteğe, şefkate, ilgiye daha muhtaç hisseder. Düştüğü aczi eşine
ve ailesine daha sıkı sarılmakla daha çok onları sahiplenmek ve beklenti olarak
sahiplenilmekle örtmeye, hafifletmeye
çalışır…Erkek yaklaşır…kadın uzaklaşır…Kadın kaderin oyunlarını,
hilelerini ve ördüğü ağları eşinin bedeninde ete kemiğe bürünmüş bir halde
vehmetmeye başlar… Onun başarısızlıkları yüzünden, onun beceriksizliği yüzünden
olmuştur tüm olanlar…Ve bu makus talihin tek müsebbibi aynı yastığa baş koyduğu
eşim dediği, kocam dediği bu adamdır. Çekilen sıkıntıların ve yaşanmak zorunda
olan sefil hayatın mimarı bu adamdır. Madem onun yüzündendir tüm yaşanan bu
olumsuzluklar ona körü körüne bir sevgi beslemenin, boşu boşuna güven duymanın
ve dolayısı ile ona yakın olmanın bir manası yoktur. Ve akabinde şikayetler
şikayetler…Mukadderat buymuş diyeni nadir bulunur. Demeyeni de ağız ucuyla
takdiri İlahi der. Sırf Yaratana asi olmuyormuş gibi hissetmek için.
Bazı kadınlar saçını süpürge eder…Gerçi artık elektrik süpürgesi var. Ama bazıları teknolojiyle barışık değildir ve
saçını süpürge etmekte ısrarlıdır…Milyonda biri istisna bu gönüllü saçını
süpürge etme işini gün gelip devran
döndüğünde başa kakabileceğim bir şey olsun kenarda diye yapar. (ince bir hesap
ve altıncı hissin devrede ve antenlerin full açık olduğu bir demde devranın
döneceğine dair sinyaller hissedilir derecede kuvvetliyse kısa bir dönem saçını
süpürge etmek doğru bir tercihtir.)
Devranın döneceğine, her şeyin yoluna gireceğine dair ümitler olabildiğince
zayıflamışsa ve bir mucizevi çıkıştan öte bir çıkış kapısı gözükmüyorsa… Değil
saçını süpürge etmek elektrikli süpürgeyi çalıştırmaya dahi gerek yoktur.
Abalıya vurma zamanıdır. Kaderin yazgının ete kemiğe bürünmüş mağdurunu yani hikayenin sümsük herif rolündeki kahramanını ezme, örseleme,
iteleme, öteleme ve dünyaya geldiğine, hayatta var olduğuna ve yaşadığına ve
onun karşısına çıktığına pişman etmek vacip olmuştur. Ve kadın bunu bi hakkın yapar. Erkek kabullenmiştir.
Söz hakkı yoktur. O dahi kendini kadınının tanıyıp tanımladığı kisvenin
mümessili olarak görmeye başlamıştır…Omuzları düşmeli başını önüne eğmelidir.
Dik durmaya ve muhatabının gözlerine bakıp bir küçük avuntu bir küçük sevgi,
şefkat ve sadakat emaresi aramaya
cesareti ve hakkı kalmamıştır. Kadın makus talihe isyan içinde olsa da…Sümsük
hikaye kahramanının karşısında muzafferdir. Onun başarısızlığı, beceriksizliği
kadın için bir iktidar alanı oluşturmuştur. Hem isyanında daim hem iktidarında
kaimdir artık. İç aleminde çok derin ızdıraplar vardır lakin elden gelen bir
şey yoktur talihin deveranını
değiştirebilmek için. (çok uzayacağı için biraz kestirmeden gideceğim.
Şimdi devranın döndüğü deme yani kadının
sınavından erkeğin sınavına geçeceğim şu an saat 01:35)
Ve devran
döner…Hikayemizin kahramanı sümsük herifimiz için talih gülücükler atmaya, göz
kırpıştırmaya başlar. İşler yavaş yavaş yoluna girer. Beyimizin betine benzine
kan gelir…Biti kanlanır yüzü canlanır. Gözüne fer gelir, dizine derman gelir.
Ayağa kalkar dikilir…Omuzlar düzleşir…Baş geriye göğüs dışarı çıkmaya başlar.
Yere sert basar…baktı mı korkusuz bakar hale gelir. Sümsük adam yiğidim aslanım
civan boylum olma yolunda çok kısa zamanda çok büyük mesafeler kat eder. Yeniden iktidarı ele geçirir kahramanımız…Sümsük
herif, beceriksiz adam düştüğü yerden yiğit olarak kalkar ve doğrulur.
Sevimlileşir…sempatikleşir, empatikleşir, ilgiye alakaya mazhar olmaya değer
kıvama gelir. Kariyeri, bariyeri aşar… Cebi para görür…Refah onun elinden
tecelli edecektir zahir… ve kadınımız şaşkındır…Bu defa boğmanın bir başka
versiyonunu devreye sokmanın zamanıdır der…Ve onu ilgiye, şefkate, sadakate,
sevgiye, aşka ve şehvete boğar. İktidara yakın durmak her daim kazanç getirir.
Yiğidimizi kurda kuşa yem etmemek namına
kadınımız şekilden şekile girer ve bin türlü taklalar atmak zorunda
olduğunu düşünür. Onu güldürebilmek, kendine, aşkla tutkuyla bağlayabilmek –ne
işin var başka yerde bütün numaralar bende sende var bunun farkına…bandıra
bandıra ye beni hiç doyamazsın tadıma-(yonca evcimik’in şarksı )diyebilmek için
taklacı kuşlara taş çıkarır. (normaldir, olağandır öyle olmak zorundadır belki
de…bkz: kepçe -kaşık hikayesi…keser döner sap döner,gün gelir hesap döner.)
Epey zaman
geçmiştir zor zamanların üzerinden…Yiğidim aslanım dimdik ayaktadır ve artık
sağlam basmaktadır. Bakışları bir şahin kadar net ve çekincesizdir. Para,
kariyer ve saygınlık biriktirmiştir
yeterince…Keser dönmüştür,sap dönmüştür ve hesabın dönme vaktidir yapılan ince
hesapların işaret ettiğince…Bu değil, bu hiç değil, bunu beğenmedim, bunun şunu
yok, beni anlamıyorsunuz, bunların hiç biri değil. Ben farklı, bambaşka şeyler
istiyorum demeye başlar…Parasıyla satın alabileceği her şeye gözünü dikmeye
başlar nihayetinde…En ferahından seçkin bir muhitte seçkin bir ev…bir güzel
araba…güzel kıyafetler…rahat ve lüks bir yaşam…eee…beni hala
anlamıyorsunuz…sinerji yok,enerji yok… ve zaten dimağının bir köşesinde
saklı kalmış aç duygular o sinerjiye can
verir…bir kadın…hayır bir olmaz birkaç kadın…farklı, başka bambaşka…demeye
başlar…Saçı süpürge olan evi süpürmeye devam etsin…ben saçı boyalı duruşu
havalı…tırnakları ojelisine gidiyorum der…ve gider.
Kırkına kadar
deviremediği çamları bir bir iştiyakla,
aşkla ve şehvetle devirmeye başlar.Olduğundan daha genç ve dinç görünmeye özen
gösterir. Traşından, deodorantından, parfümünden ve metroseksüel
olabilmenin hiçbir gereğinden ödün
vermez. Paralı, anlık, süreli, tadımlık
zamanlar bir müddet devam eder…Bu böyle olmayacaktır…Sinerji hala telafi
edilememiş bir açık bakiye olarak gözükmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder