30 Kasım 2012 Cuma

BİR OF ÇEKSEM...


    Günler su gibi akıp gidiyor.Suyun her mevsim akışı başkadır…Baharda daha bir coşkun ve hırçın…yaz ortasında cılız ve aheste…Bizimki boz bulanık kızıl ırmak gibi…Günlerle suyla akıp gitmesiyle bir alıp veremediğim yok.İnce hesapların muhasibi de ben değilim zaten.Ama bom boş gidiyor…Su akar türk bakar derler hani…Ne dolan bir testi ne dönen bir su değirmeni var…Buğday da öğütmedim un da elemedim.Kışa erzak lazım…Su gibi aktı gitti vesselam.Yanmak nafile hayıflanmak beyhude…Of çeksem  karşıki dağları enterese etmez bile…Küçük adamın of çekmesinden ne çıkarki…
   Bir gün başbakan tv ye çıksa ulusa sesleniş konuşmasında –Offf sevgili milletim artık iyice bunaldım…memleketin meselelerine tahammül edecek takatim kalmadı…artık benim için dayanılmaz bir sancıya döndü şahit olduklarım…ve gidişat hiçte iç açıcı değil…Ben elimden geleni yaptım…itle köpekle dağdaki eşkıyayla şehirdeki külhanbeyleriyle mücadele etmekten iflahım kesildi…Beni bağışlayın saygıdeğer vatandaşlarım.Artık size hizmet edebilecek durumda hissetmiyorum kendimi…Yoruldum pes ediyorum…Ve hükümetimin istifasının önce milletimden kabulünü istiyorum.Konuşmam bitince de Cumhurbaşkanına istifamı sunacağım.Hakkınızı helal edin vatandaşlarım.Sizi Kemal Kılıçtaroğlu ve sayın Devlet Bahçeliye emanet ediyorum.Artık tek umudunuz Şaban…Pardon Kemal ve Devlet…Benden bişey beklemeyin.Ben Balıkesir'de 2 dönüm bahçem ve bir evim var oraya gidip emekli hayatı süreceğim.Organik domates,fasulye biber neyim yetiştireceğim.GDO suz sebzeler üreteceğim…Artık milletime o şekilde hizmet vermeyi daha emniyetli buluyorum.Yaşım atmışı geçti ne hatunumla ne çoluk çocuğum ve torunlarımla geçirdiğim bir zamanım yok…Ahir ömrümde evlatlarımla başbaşa kalmak istiyorum.Emine hanımı çoktandır ihmal ettim eskiden olduğu gibi onunla el ele çarşı Pazar dolaşmak istiyorum.Bir parkta oturup çekirdek çitlemek,bardakta süt mısır,kağıt helva,dondurma yemek istiyorum.Torunumu salıncakta sallamak istiyorum.Hiç özel hayatım olmadı azıcık çekirdek aile yaşantısı istiyorum.Kalabalıklardan sıkıldım.Memleketin halleri psikolojimi bozdu.Bağırsak kanseri oldum…ölümden döndüm kimseye belli etmedim.Müsaade buyurun istirahat edeyim…Bende insanım yağla mazotla çalışan bir makine değilim.Sizi Kemale emanet ediyorum.Hani kendisiyle ara sıra ufak tefek sürtüşmelerimiz olduysa da fena biri değildir.Hem devlet bahçeliyle de iyi kankadırlar ülke başbakansız kalmaz…nöbetleşe götürürler bu işi…Neyse değerli kardeşlerim hakkınızı helal edin…Ben kararımı verdim…İstifamı sunduktan sonra kemalle bahçeliyi ziyaret edeceğim  mızıkçılık yapmayın kardeş kardeş geçinin biriniz ülkeyi sattırmayın…ötekiniz de böldürmeyin diyeceğim…İkisi de tırsar benden biliyorsunuz sözümü tutarlar…özlerinde iyi çocuklar da işte anne baba aile terbiyesi biraz güdük kalmış…Onları da öyle idare edin artık….
     Dese…dağ mı kalır ova mı…Borsa altüst olur dolar Euro tavanı deler geçer…Kemal beni başbakan yapmasınlar diye masanın altına saklanır…Bahçeli  Oktay Vuralı öne iter en çok konuşan buydu bu olsun başbakan der…siz benim esip gürlediğime bakıp beni lider mi sandınız ben piyes oynuyordum der…Biraz gır gır olsun senaryosuydu ciddi düşününce tam bir kabus…Allah muhafaza buyursun.Rabbim yöneticilerimize basiret,liyakat ,vekar ve isabetli kararlar ihsan etsin.
     Nerden nereye…Efendim  hem bedenen hem zihnen yorgun bir küçük insanın  söyleyecekleri şimdilik bu kadar.Umarım gülümsetmişimdir sizi…Bu saatlerde biraz da yorgun olunca akıl yarı firar ediyor…Ciddi kayda değer şeyler zihnimde pek tutunamıyor.Allaha emanet olun…

29 Kasım 2012 Perşembe

BAL SEVDALILARI


  Ata sözlerimiz ve deyimlerimiz dilimizin, söyleyişimizin bir parçasıdır. Gündelik yaşantımızda, sohbetlerimizde anladığımızı ve anlatmak istediklerimizi  en kestirme yoldan özetleyen veciz sözlerdir onlar. Sıkça kullanır ve duyarız. Yaşanmış tecrübelerden süzülüp gelen bilgelik dolu öğütlerdir ifade ettikleri şeyler. Bir çoğunu  özümsemiş, benimsemiş ve sahiplenmişizdir. Doğruluğuna  ve olması gerekeni  tavsiye eder mahiyette olduğuna  kanaat getirmişizdir.
    Atalarımız zaman zaman olması gerekeni  ifade ederken bazen de var olan bir durumu  ifşa ve aşikar etmişlerdir. Darb-ı mesel  haline gelmiş bir takım sözler var ki hal-i pürmelalimizin resmidir adeta.  Binlerce erdemi, insaniyeti, iyi ahlaklı olmayı öğütleyen  söz  arasından toplumumuza  mal ola ola bunlar olmuştur. Ahlaki bulmasak da, etik görmesek de var olan bu hali kabullenmişiz, içselleştirmişiz. İşte  ‘Bal tutan,parmağını yalar.’ bu  deyişlerimizden bir tanesi.
    Bal tutan, parmağını yalar. Bir işin başındaki kişi o işin nimetlerinden bir şekilde istifade eder demektir. Bal tuttun dolayısıyle  parmağına bulaştı eee  yalamayacak mısın? Toplumca kabullendik, kanıksadık, sahiplendik. Birisi bir hizmette yer almışsa onun, mevcut imkanları kendisi  ve çevresi yararına kullanmasından daha doğal bir şey olmayacağını… Ve bir meşhur atasözümüzle de tescilledik ,masumiyet karinesine onayı verdik,  kabullenip bağrımıza bastık. O dahi bizim evladımızdır. O dahi hor hakir görülmemelidir. Çirkin de olsa, kötü de gözükse bizimdir ve bizim kalacaktır. Bal tutan parmağını yalayacak…tutamayan avucunu… Filanca kişi filanca mevkide vazife almış amcasının oğlunu işe koymuş.  Gerekli  levazımatı  yeğeninin dükkanından tedarik ettiriyormuş. Bundan daha doğal ne var? Şu ihaleyi şunun hısımı almış…Tabi ki o alacak. O, balı tutanın hısımı sıradan halk taifesinden biri değil ki… Devran değişir…Keser döner sap döner…O mübarek ,o kutsal balı tutma nöbetleri zaman zaman el değiştirir velakin balı tutanın parmağını yalaması olgusu asla değişmez.
    Balı tutamayanımız balı sevmediğini ifade eder. Sevenimiz ,şekerinden şikayetle uzak durmak zorunda olduğunu beyan eder. Kimimiz balı tutanı ahlaksızlıkla itham eder. Çok azımız istisna bala sevda vardır hepimizde… Hiç değilse bal tutanın ahbaplığı, yarenliğidir arzumuz. Biz buyuz. Fırsat bulabilenler ve fırsat bulamayanlar ülkesi… Hepimizde bal tutma hevesi, hepimizde parmağını yalama arzusu ve iştiyakı…Bir de kınarız hali hazırdaki bal nöbetçilerini… En kurdumuz kuzuya sultan olur en kuzumuz  kurt  olma  sevdasındadır.
   Tüyü bitmemiş yetim hakkı kararmış vicdanlarımızın üzerine renk olsun diye çaldığımız boyadan ibaret  bir söylem sadece. Bal sevdalılarıyız biz… Bala aşık, baldan tatlı hevesler  var kursaklarımızda. Yeter ki fırsat geçsin elimize… Parmağını yalamak şöyle dursun kovanı  talan ederiz  alimallah. Ahlakmış, erdemmiş, hakmış, hukukmuş…  dem bu demdir , o vakit bu vakittir. Fırsat ganimettir ganimet haktır deriz yer de yeriz.  Dürüstlük ve erdem tüccarlarıyız biz…alırız satarız…Atarız tutarız…Mizacımız bu, huyumuz bu. Altta kalanın canı çıksın. Gemisini kurtaran kaptanı elin kayığının batması hiç enterese etmez. Fırsatçılar diyarı…Fırsat bulabilenler ve fırsat kollayanlar ülkesi.
   Ömer gibi adil idareciler umarız. Öyle adil olsun ki şeriatın kestiği parmak acımasın…Ama o şeriat de  hiçbir şartta benim parmağımı kesmesin…Çünkü bana lazım, onunla bal tutacağım ve balın tadına onunla varacağım. Herkese adalet olsun ama bana torpilli, kaymaklı tarafından olsun… Herkes tatlı yesin, tatlı konuşsun ama en şerbetli kısmı benim hisseme düşsün. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarsın, o yılan herkesi soksun, bana dokunmasın. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
   İla nihaye…Bal tutan parmağını yalamasın. Hijyenden, sağlıktan , sıhhatten bahsediyoruz her daim.  El değmeden servis  edilsin hizmetler. Sadece hukukçularımız değil her bir memurumuz hakkı, adaleti ve liyakati gözetsin. Erdemli davranış budur. Kimse hak etmediği bir vazifede yer almasın. Araya adam sokmaya  çalışan boşuna ahkam kesmesin. Torpil arayan torpil bulmuş olana kızmasın. Yanlış olan herkes için yanlıştır. Evin hanımı kırarsa kaza, hizmetçisi kırarsa ceza olmasın. Kazaysa o da kaza öteki de kaza olsun. Benim adamım, senin adamın olmasın, sadece adam olsun, adam gibi olsun. Fert fert  ahlaklı, erdemli  bireyler olmadığımız sürece toplumsal huzuru ve barışı asla bulamayacağız. Bal tutan parmağını yalamaya tutamayanlar da yalanmaya devam edecek.

18 Kasım 2012 Pazar

DEVEKUŞUNUN UÇUŞ DENEMELERİ 2


   Yeniden yakalanmış bir başarı  mağrur bir özgüveni  ikame  etmiştir. Bahse konu  kahramanımız kuvvetle muhtemel  kendi işinin sahibidir…Badireleri zor günleri atlatmış ve işletmesini  sahili selamete çıkarmış kişidir. Pazartesi sendromunun yerini pazartesi heyecanları almıştır artık. Yeni bir hafta yeni başarılar, yeni kazançlar ve yeni planlar demektir…Zorlu süreçte tutunamayan elemanları tasfiye etmiştir. Bazıları da gidişatı iyi görmediğinden zaten çoktan yol almıştır. Düze çıkıp doğrulma sürecinde yeni yüzleri  istihdamına dahil etmiştir. Pazartesi heyecanına ilham olan bir tanesi vardır ki her haliyle alakasını cezbetmektedir. Fiziğiyle, konuşmasıyla, bilgi ve becerisiyle  istikbal vadetmektedir…Bu hatun kişi genç,hırslı,azimli,cesaretli ve kendine oldukça güvenen alımlı,bakımlı,iyi giyimli ve kararlı bir insandır…Söyleneni şıp diye anlayan ve gerekeni titizlikle yerine getiren  muhteris  nisa taifesindendir. Velev ki öyle olmasın karşı cins olması ve onun raiyetinde bulunuyor olması  ilgiye mazhar olmasına zaten kafidir de beyimiz bahane arar içindeki müşfik hallerini aşikar eylemeye…Babacan ve abican tavırlarla dişi kuşumuza kurlar yapma fırsatlarını değerlendirmenin yollarını arar… Biti kanlandı ya  ekstradan küçük ödemeler…yaş günü, doğum günü falan filan bahaneleri ile her fırsatı bir ganimete dönüştürme faaliyetleri içine girer…İlgisini çekmeye çabalar…çabalar… çabalar…Kurdun kuzuya muhabbeti yakar da yakar içini… En nihayetinde bunu başarır… Kuzumuz uysal ağır başlı değil bir keçiyse şayet…ona yol verir… -Filan hanım verdiğiniz emeklere ve gösterdiğiniz özveriye canı gönülden şükranlar…armutun sapı üzümün çöpü olmasından sebep sizinle yollarımızı ayırmak durumundayız.Şirket prensipleri gereği  gözünüzün üstünde kaşınız bulunması nedeni ile sizinle artık çalışmamız mümkün gözükmemektedir.Bundan sonrası için yolunuz bahtınız açık olsun siz daha iyilerine layıksınız…(Türkçesi:benim yiyemeyeceğim kuzuyla işim olmaz.Siz fazla uzattınız,bana yüz vermediniz.Size diş geçiremedim.Aşkımla sarhoş olmak bir yana beni sevişmeye namzet görmediniz bile…Benim gayem azıcık oynaşmak,renksiz hayatıma renk katmaktı.Bir sinerji,enerji  arayışına tutulmuştum.Lakin başta vehmettiğim  sinerjinin ve enerjinin  sizde olamadığını geç farkettim.Siz ekmeğinizin peşinde koşarken benim de sizin peşinizde koştuğumu fark etmediniz bile…Vicdanımın o minicik sızlamasına aldırmadan bu kararı vermek zorundaydım…Daha katedeceğim mesafeler var ve sizinle harcadığım zamanlar yaşanabileceklerin  gecikmesinden başka bir şey değildi.)
    Beyzademiz arayışını sürdürmektedir…Bu demde çantadaki kekliği de hoş tutmayı ihmal etmez…Yiyeceği nanelerin kokusunu sezdirmemek babında saçı süpürge hatununa da küçüklü büyüklü jestler yapar fasılalarla…Onun sevdiği bir ortamda romantik ve pahalı bir akşam yemeği…Vitrinde beğendiği bir elbiseyi yahut kolyeyi almayı büründüğü rolün bir gereği olarak yerine getirmeyi ihmal etmez…Hanımzademiz bu işte bir iş var dese de için için, mutludur  bu hoş süprizlerden yana.Hayra yoralım hayrolsun der ve hep hayra yorar içine düşen bir küçük kurdun eşliğinde…
    Gazete ilanlarıyla sinerjik,enerjik,aktif,sempatik diksiyonu fiziği düzgün giyimine ve sosyal ortamına dikkat eden kendine güvenen hatun eleman arayışlarına başlar. Şirketimizin filanca biriminde istihdam edilmek üzere…müracaatlar bizzat ve şahsen mülakaat uslüyle değerlendirilecektir.Yemek+yol+ssk+kariyer++++…seyahate ve konaklamaya manisi olmayan  7/24 özverili çalışkan bayan eleman aranıyor….Mülakattan maksat bilmüşahede elektrik alınıp alınmayacağını tespit etmektir…İletim yalıtım özelliklerini test etmek  ve nihai karara varmaktır amaç…Ve hatun kişiler fevç fevç akın ederler bu ilanın vadettiği kariyer,bariyer ve gösterdiği ufuklara yelken açabilmek için… Hepsinde safi bir heyecan ve bir beklenti mevcuttur endişeyle karışık…En  hanımefendi iş kadını kıyafetlerini giyerler.En ciddi ama biraz kadınsı kokularını sürünürler…Çalışan saygın kadın makyajlarını yaparlar.Olması gereken kıvam ve inceliğe bürünürler ve kurdun mülakatına farkında olmadıkları kuzu kişiliğiyle iştirak ederler…Kapıda orta yaşlarda bir sekreter hanım karşılar onları…yahut oranın kalfası…Direkt içeri alınırlar…Buyrun hoşgeldiniz…Ben gazetedeki ilan için gelmiştim…İsminiz:Emine….yaşınız,boyunuz,kilonuz,daha önce nerde çalışıyordunuz…falan filan…ben notumu alıyorum.(elektrik alamadım ayıp olmasın diye notumu alıyorum)Arkadaşlara telefonunuzu bırakın biz sizi ararız.(aramayacağımızı biliyorsunuz usulen söyledim işte ne var bunda) Sıradakiii…İsminiz…Buse efendim…hımmm buse demek…kulağa hoş geliyor…Evli-bekar?Dul yetim?...Bekarım efendim.Güzeeeel.Daha önce çalıştığınız yer neresi…mcdonaldsta  kasiyer,eti büskivide plasiyer.Demiryollarında stajiyerdim efendim.Sizden elektrik aldım buse hanım…ama takdir edersiniz ki şirketimizin istikbali için en ideal dişiyi…afedersiniz kişiyi bulmak için diğer seçeneklere de bir göz atmam lazım.Telefon numaranızı alayım olumlu olduğu takdirde sizi bizzat kendim arayıp haberdar edeceğim….İsminiz Leyla,Aleyna,Dilara…Hüdayda…Hayır…hiçbiri değil…

DEVE KUŞUNUN UÇUŞ DENEMELERİ 1


   Evliliği yürütmek ince işçilikli bir sanat. Açıkçası benim evliliğim uzun zamandır yürüyor. Hani insanların ilk göz ağrısı arabaları vardır… Vos vos derler tosbağa derler  o tarz. Ne  atmayı düşünürler ne satmayı…Ne de onun verdiği arızalardan, külfetlerden  usanıp bir kenara itmeyi  düşünürler. Zaman zaman onu yürütmekte,dilinden anlamakta zorlansalar da bir şekilde onu yeniden işler vaziyete getirmenin yolunu bulurlar bin bir zahmetle…Ve her defasında ona yeniden sahip olmuş olmanın sevincini aynı coşkunlukta yaşarlar. Hatıralarında onunla ilgili bin bir çeşit yaşanmış hikayeleri saklı tutarlar. Ondan bahsederken  çektikleri  meşakkatlerden bile, müşteki olmak yerine hoş bir anı olarak bahsederler. Benimkisi de öyle bir şey işte… Ölüm ayırana kadar bu hikaye devam etsin istiyorum. Acısıyla tatlısıyla…Ve bir başka mevzuyla devam etmek istiyorum.
   Geçenlerde bir yerde ‘kadının iyisi para yokken, erkeğin iyisi para çokken belli  olur’ diye hoş bir söz okumuştum. Çok doğru bir söz olduğunu  düşünüyorum…Kadın yoklukta kaybetmeye meyleder…erkek varlıkta kaybetmeye meyleder. Yokluk  kadına imkansızlıklar yaratır ve kadın bunları aşmakta çok zorlanır. İradenin bağlılığın kopma noktasıdır yokluk zamanları. Erkek içinse yokluk tam tersi bir etki yapar…Kendini desteğe, şefkate, ilgiye daha muhtaç hisseder. Düştüğü aczi eşine ve ailesine daha sıkı sarılmakla daha çok onları sahiplenmek ve beklenti olarak sahiplenilmekle örtmeye, hafifletmeye  çalışır…Erkek yaklaşır…kadın uzaklaşır…Kadın kaderin oyunlarını, hilelerini ve ördüğü ağları eşinin bedeninde ete kemiğe bürünmüş bir halde vehmetmeye başlar… Onun başarısızlıkları yüzünden, onun beceriksizliği yüzünden olmuştur tüm olanlar…Ve bu makus talihin tek müsebbibi aynı yastığa baş koyduğu eşim dediği, kocam dediği bu adamdır. Çekilen sıkıntıların ve yaşanmak zorunda olan sefil hayatın mimarı bu adamdır. Madem onun yüzündendir tüm yaşanan bu olumsuzluklar ona körü körüne bir sevgi beslemenin, boşu boşuna güven duymanın ve dolayısı ile ona yakın olmanın bir manası yoktur. Ve akabinde şikayetler şikayetler…Mukadderat buymuş diyeni nadir bulunur. Demeyeni de ağız ucuyla takdiri İlahi der. Sırf Yaratana asi olmuyormuş gibi hissetmek için.
Bazı kadınlar saçını süpürge eder…Gerçi  artık elektrik süpürgesi var. Ama  bazıları teknolojiyle barışık değildir ve saçını süpürge etmekte ısrarlıdır…Milyonda biri istisna bu gönüllü saçını süpürge etme işini  gün gelip devran döndüğünde başa kakabileceğim bir şey olsun kenarda diye yapar. (ince bir hesap ve altıncı hissin devrede ve antenlerin full açık olduğu bir demde devranın döneceğine dair sinyaller hissedilir derecede kuvvetliyse kısa bir dönem saçını süpürge etmek  doğru bir tercihtir.) Devranın döneceğine, her şeyin yoluna gireceğine dair ümitler olabildiğince zayıflamışsa ve bir mucizevi çıkıştan öte bir çıkış kapısı gözükmüyorsa… Değil saçını süpürge etmek elektrikli süpürgeyi çalıştırmaya dahi gerek yoktur. Abalıya vurma zamanıdır. Kaderin yazgının ete kemiğe bürünmüş  mağdurunu yani hikayenin sümsük herif  rolündeki kahramanını ezme, örseleme, iteleme, öteleme ve dünyaya geldiğine, hayatta var olduğuna ve yaşadığına ve onun karşısına çıktığına pişman etmek vacip olmuştur. Ve kadın  bunu bi hakkın yapar. Erkek kabullenmiştir. Söz hakkı yoktur. O dahi kendini kadınının tanıyıp tanımladığı kisvenin mümessili olarak görmeye başlamıştır…Omuzları düşmeli başını önüne eğmelidir. Dik durmaya ve muhatabının gözlerine bakıp bir küçük avuntu bir küçük sevgi, şefkat ve sadakat  emaresi aramaya cesareti ve hakkı kalmamıştır. Kadın makus talihe isyan içinde olsa da…Sümsük hikaye kahramanının karşısında muzafferdir. Onun başarısızlığı, beceriksizliği kadın için bir iktidar alanı oluşturmuştur. Hem isyanında daim hem iktidarında kaimdir artık. İç aleminde çok derin ızdıraplar vardır lakin elden gelen bir şey  yoktur talihin deveranını değiştirebilmek için. (çok uzayacağı için biraz kestirmeden gideceğim. Şimdi  devranın döndüğü deme yani kadının sınavından erkeğin sınavına geçeceğim şu an saat 01:35)
   Ve devran döner…Hikayemizin kahramanı sümsük herifimiz için talih gülücükler atmaya, göz kırpıştırmaya başlar. İşler yavaş yavaş yoluna girer. Beyimizin betine benzine kan gelir…Biti kanlanır yüzü canlanır. Gözüne fer gelir, dizine derman gelir. Ayağa kalkar dikilir…Omuzlar düzleşir…Baş geriye göğüs dışarı çıkmaya başlar. Yere sert basar…baktı mı korkusuz bakar hale gelir. Sümsük adam yiğidim aslanım civan boylum olma yolunda çok kısa zamanda çok büyük mesafeler kat eder.  Yeniden iktidarı ele geçirir kahramanımız…Sümsük herif, beceriksiz adam düştüğü yerden yiğit olarak kalkar ve doğrulur. Sevimlileşir…sempatikleşir, empatikleşir, ilgiye alakaya mazhar olmaya değer kıvama gelir. Kariyeri, bariyeri aşar… Cebi para görür…Refah onun elinden tecelli edecektir zahir… ve kadınımız şaşkındır…Bu defa boğmanın bir başka versiyonunu devreye sokmanın zamanıdır der…Ve onu ilgiye, şefkate, sadakate, sevgiye, aşka ve şehvete boğar. İktidara yakın durmak her daim kazanç getirir. Yiğidimizi kurda kuşa yem etmemek namına  kadınımız şekilden şekile girer ve bin türlü taklalar atmak zorunda olduğunu düşünür. Onu güldürebilmek, kendine, aşkla tutkuyla bağlayabilmek –ne işin var başka yerde bütün numaralar bende sende var bunun farkına…bandıra bandıra ye beni hiç doyamazsın tadıma-(yonca evcimik’in şarksı )diyebilmek için taklacı kuşlara taş çıkarır. (normaldir, olağandır öyle olmak zorundadır belki de…bkz: kepçe -kaşık hikayesi…keser döner sap döner,gün gelir hesap döner.)
    Epey zaman geçmiştir zor zamanların üzerinden…Yiğidim aslanım dimdik ayaktadır ve artık sağlam basmaktadır. Bakışları bir şahin kadar net ve çekincesizdir. Para, kariyer  ve saygınlık biriktirmiştir yeterince…Keser dönmüştür,sap dönmüştür ve hesabın dönme vaktidir yapılan ince hesapların işaret ettiğince…Bu değil, bu hiç değil, bunu beğenmedim, bunun şunu yok, beni anlamıyorsunuz, bunların hiç biri değil. Ben farklı, bambaşka şeyler istiyorum demeye başlar…Parasıyla satın alabileceği her şeye gözünü dikmeye başlar nihayetinde…En ferahından seçkin bir muhitte seçkin bir ev…bir güzel araba…güzel kıyafetler…rahat ve lüks bir yaşam…eee…beni hala anlamıyorsunuz…sinerji yok,enerji yok… ve zaten dimağının bir köşesinde saklı  kalmış aç duygular o sinerjiye can verir…bir kadın…hayır bir olmaz birkaç kadın…farklı, başka bambaşka…demeye başlar…Saçı süpürge olan evi süpürmeye devam etsin…ben saçı boyalı duruşu havalı…tırnakları ojelisine gidiyorum der…ve gider.
   Kırkına kadar deviremediği  çamları bir bir iştiyakla, aşkla ve şehvetle devirmeye başlar.Olduğundan daha genç ve dinç görünmeye özen gösterir.  Traşından,  deodorantından, parfümünden ve metroseksüel olabilmenin  hiçbir gereğinden ödün vermez.  Paralı, anlık, süreli, tadımlık zamanlar bir müddet devam eder…Bu böyle olmayacaktır…Sinerji hala telafi edilememiş bir açık bakiye olarak gözükmektedir.