6 Haziran 2012 Çarşamba

GÜNAHIN NEYDİ ÇOCUK?


    Günahın neydi senin çocuk? Sefaleti kim yapıştırdı o minik cüssene? Koşup  oynamak,eğlenmek  değil miydi senin de hakkın?...
    Günahın neydi senin kadın? Ümitsizliği,fukaralığı kim yazdı alnına?Hakkın değil miydi bir küçük yuva senin de?...İki küçük yavruyla  sokakta, çöplerin arasında işin ne?
    Günahın neydi senin adam?Sokakta güneşin altında karın ve iki minik yavrunla çöpleri deşelemeyi kim yazdı bahtına?...Sefalet çöreklenmiş umutsuz gözlere….Yüzlerinde yazgının derin izleri,gözlerinde fersiz bakışlar…..Yaşama hakkı,sürünme,sersefil olma hakkı var…herkesin... O iki yavrucak nasıl okuyacak?Eğitim hakkı var….Ayağına ayakkabıyı kim alacak?Defterini,kalemini,çantasını,okul kıyafetini kim alacak?....
     Ey kahpe düzen…Kimi ayağına giyecek papuç  bulamaz,kimi bindiği arabayı,barındığı evi beğenmez…Nasıl bir dünya Allahım bu…
     Bekle bizi deniz,bekle bizi kum güneş….Çöpleri deşeleyenin günahı ne?Kimi bir lokma ekmek bulma derdinde kimi zevkü sefa peşinde…
 .Çöpün kenarında 30 yaşlarında bakımsız bir anne ve iki tane küçük çocuk dükkanlardan birinin verdiği beypazarı kurusunu kola şişesine doldurdukları suya katık ediyorlardı...çocuklar 3-4 yaşlarındaydı...çöpten kağıt toplayan bir aile...beş dakika kadar izledim... ailenin reisine kızmayı geçiriyordum içimden kendi kendime, derken o da bir başka el arabasıyla geldi yanlarına ve suyla katık ettikleri yiyeceğe iştirak etti.O da eşi ve çocukları kadar pejmurde ve acınacak halde idi...O anne baba o minik yavrulara nasıl bir istikbal vadedebilir?Onlar görmediklerimiz...görmezden geldiklerimiz...Şehir güzel binalardan yeni arabalardan iyi giyimli kültürlü insanlardan ibaret değil...Görmezden gelinenler de ayrı bir gerçeği şehrin...Vicdanı titreten içimi acıtan bu tezat kahretti beni...Zenginleşen ülkemizin fakirleşen,fukaralaşan,zencileşen unutulmuşları...Kim umut olacak onlara...hangi zengin farkedip elini uzatacak...hangi sosyal devlet himaye edecek onları...Baba beni okula göndersene...ne okulu?...baba bana ayakakbı alsana...baba dondurma alsana...3-4 yaşlarında sefaletin pençesinde acıyı yokluğu ve tezatı yaşayıp tecrübe ediyor minikler...Uzatamadığım elime lanet olsun...Keşke bu kadar zengin bir ülke olmasaydık...Herkesin aç olduğu yerde karnı doyabilen zengindir...Herkesin zengin olduğu yerde karnını doyurma derdindeki insanların ahı vallahi billahi tallahi...yakar,yıkar Allahın gazabını celbeder üstümüze...Dilenen dilenciye...ihtiyacı olmadığı halde yardım alan insan suretindeki vampirlere yazıklar olsun.
Dert oldu içime...acı oldu oturdu yüreğime...lanet olsun mal birktirdikçe biriktirene fakiri gözetmeyene.Keşke tutabilseydim ellerinden...hiç değilse o minikleri sevindirebilseydim.Gözlerinde gülümsemeye sebep olabilecek bir faydam dokunabilseydi onlara...
Bir minik yüreğin sızısı ne derindir...Şeker ister,dondurma ister gazoz ister...bilmezki yok'u,parayı pulu...oyun ister,oyuncak ister...Bahçeli'yi makaraya almıştık piskevüt dedi diye...piskevütte ister...Güllük gülistanlık değil vallahi...anne nasıl kahrolmasın, baba nasıl mahvolmasın...Demez mi bizim diğer çocuklardan farkımız ne?...Görmezden geldiklerimiz...içi sızlayanın gücü yetmez...gücü yetenin içi sızlamaz...Biz zenciyiz mi diyecek annne baba?...
Namazı dosdoğru kılın zekatı tastamam verin fakiri miskini gözetin buyurmuyor mu mevla?Sözde müslümanız...özde firavuna dönmüşüz...Rabbim islah etsin bizleri ve tüm müslümanları...özellikle de zepzengin olanlarımızı...Amin!